AKP iktidarına, iktidarını bir rejime dönüştürmüş olmak yetmiyor. Ülkenin doğusu ile batısını, apayrı gündemlerle bir karpuz gibi ikiye bölen; insanlarını hiç olmadığı kadar kutuplaştıran onca baskıcı uygulama ve kıyıma rağmen, henüz mutlak keyfiliği, denetimsizliği tek şahısta kayıtsız şartsız biçimde toplayabilmiş değil.
Rejimin, hâlâ bir nihai hedef olarak bu ölçüsüz keyfiliğe ihtiyacı var. Muhtelif ‘sopa’larla herkesten, her kesimden mutlak biat talep etmesi, toplumsal-kamusal niteliğe sahip her organizasyonu, bu yüzden karşısında süt dökmüş kedi gibi, elleri önünde birbirine bağlı görmek istemesi bu ihtiyaçtan kaynaklanıyor.
Biatın mutlak olması da yeterli gelmiyor. Kurumsal belleğe, genlere iyice nüfuz etmesi, sürekli olması gibi bir derdi de var rejimin.
Sürdürülebilir biatı sağlamak için de yaşınız, konumunuz ne olursa olsun ‘uslu çocuk’ rolünün hakkını vermeniz gerekir.
Tanınırlığı yüksek bir vakıf üniversitesinin Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle bir akademisyenin işine son verip bir de bunu marifetmiş gibi sosyal medyadan yazılı açıklamayla duyurması ‘uslu çocuk’ sendromuna esaslı bir örnek.
Üniversite, bu açıklamasıyla Saray’a da “Hiç sözünüzden çıkar mıyız efendimiz? Lütfen bize dokunmayın” demiş oluyor.