AK Partisi’nde siyaset yapanlar, binbir yolla herkesin sesini susturdukları bir baskı ortamında, meydanı boş bulmanın rahatlığı içinde konuşuyorlar. Piyasada olanlar, ya partilerini, iktidarlarını, misyonlarını sahiden inandıkları için ya da işlerine geldiği için destekçileri.
Piyasada kalanlar, kariyer yapma adına, iktidardakilerin gözlerinin içine bakanlar ya da başka bir ortamda ciddiye alınması imkânsız olup bu devirde dolaşıma giren beşinci sınıf yazar, çizer, gazeteci takımı.
Adı üzerinde, ‘olağanüstü kongre’, tanımı gereği demek ki fevkalade bir durum var, o kadar alışmışlar ki, lafları üzerine laf edilmemesine, gözle görüleni görmeyeceğiz, haykıra haykıra söyleneni duymayacağız, aklımızı kullanmayacağız, sadece onların iki dudakları arasından çıkana inanacağız.
Öyleleri çok, çok olmasına da bu durumun, iktidar adına konuşanların kabiliyeti ile alakası yok.
Nitekim, çıkmış birisi, “Ben kriz var dersem var” diyor, neden öyle olsun? Bu iktidar partisinin iç işiymiş, muhalefet kendi işine baksınmış. Hiç de öyle değil, hiçbir ülkede bir hükümet değişikliği sadece iktidar partisinin iç meselesi olamaz, dalga mı geçiyorsunuz?