Zirveye tırmanan “otokrat” adayı, bu tırmanış boyunca enerjisini “düşman” yaratma mekanizmasından alır. “Yedi düvel” edebiyatı bununla ilgilidir. Hiçbir otokrat elbette yedi düvelle savaşmaz. “Dış düşmanların uzantıları”na karşı savaşır. Ama zirveye tırmanışta yalnızca bunların “etini yemek, kanını içmek” yetmez.
Çünkü henüz zirveye varmadan önce, o “et yiyen, kan içen” canavarı (Leviathan’ı) diğer “ortaklarıyla” paylaşmaktasınız. Adım adım “ortakların” da “etini yemek ve kanını içmek” zorundasınız. Başka türlü nasıl “otokrat” olacaksınız? Zirvede nasıl tek başınıza kalacaksınız?
Elbette “tek başınıza” kalmayacaksınız.
Şüphelendiklerinizi yiyip yuttuktan sonra, zirvenin hemen altından itibaren, piramidin tabanına kadar, mümkünse tüm toplumun ya da onun en büyük kesiminin “ruhunu” yok etmek zorundasınız. “Profili düşük” diyorlar ya, o hesap. Politik kadrolarınız zavallı birer “cıvata” haline gelmelidir. Dayandığınız halk ise “ruhunu” milliyetçiliğe, militarizme, dini ve mezhebi fanatizme teslim etmelidir.