‘Milli irade’ görüntüsü altına gizlenmiş tekil, ‘şahsi irade’nin her zeminde meydan okuyuşunu ve bunun ülkenin çıkarlarına verdiği zararları izlemekle meşgulüz. AB ile ipleri kopartmaya, köprüleri atmaya doğru ilerliyoruz.
Cumhurbaşkanı’nın dünkü ‘senli benli’ konuşmasından bir bölüm sunayım ki mesele daha net anlaşılsın: “Türkiye artık bir sömürü ülkesi değildir. Adil davranmaları gerekiyor. 3 milyon mülteciye bu millet bakıyor. Biz size yılda 3 milyar avro vereceğiz dediler. Bu parayı vermediler. Hala orta sahada top çeviriyorlar. Bu para filanca yerden dolaşacak diye bize adres vermeyin.”
Bu konuşmaların bu şekilde devamından şunu anlamalıyız: AB ile yakınlaşma, üyelik perspektifinin canlı tutulması, müzakere kültürü desteklenerek yakınlaşmanın sağlanması ‘Saray’ gündeminde hiçbir yer tutmuyor, önem taşımıyor.
Burada önemli olan tek şey, ‘Dik duracağız’ ifadesinde özetini bulan, AB algısının araçsallaştırılıp ‘yerli-milli liderlik’ konseptinin güçlendirilmesi ve Başkanlık Rejimi’ne geçiş için seçmenin gözünün kamaştırılmasıdır.
AB’ye ve akla kim gelirse, sanal hasım ilan edilmiş herkese karşı çıkışın tek amacı, kişisel çıkarların ülke ve toplum çıkarlarının üzerinde tahkim edilmesidir.