Birebir aynı koşullara ve kavramlara tam olarak uymasa da, bugün ülkemizde yaşadıklarımız 1930’ların Almanyası’yla önemli benzerlikler taşıyor.
Nazi Partisi’nin halk kitlelerini etkileme yöntemleri olarak ustaca kullandığı, gerçeği tersyüz ederek sürekli tekrarlama, iç ve dış düşman yaratma ve gerilim siyaseti ile, halkı kaos/otorite tercihleri ile karşı karşıya bırakıp kendine bağlama, İdari bürokrasiyi, yargı bürokrasisini, güvenlik bürokrasisini adım adım dönüştürerek parti devleti, parti yargısı ve parti polisi oluşturma girişimleri bu benzerliklerin başında geliyor.
Bütün bu benzerliklere karşın Türkiye’de bu süreç henüz tamamlanmış değil. Yargı bürokrasisi, özellikle yüksek yargı, Saray’ın istediği ölçüde biat etmiş olmasa da, kuşkulu kadrolar çeşitli gerekçelerle açığa alınarak temizlik sürdürülüyor.
Öte yandan idari bürokrasinin ana elemanları olan valiler ve kaymakamlar hemen tümüyle hizaya sokulmuş durumda. İdari bürokrasinin seçimle gelen en alt elemanları olan muhtarlar üzerinde uygulanan militanlaştırma işlemi ise hız kesmeden devam ediyor.