HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, Sur’daki ablukanın kaldırılmasını sağlama amacıyla yürüyüş çağrısı yaptığı andan itibaren zihinlerimizde dolaşan ihtimaller, belki henüz bütün ülkenin değil ama bizlerin, pek çoğumuzun mahvolmasına işaret zaten. Gözümüz kulağımız Diyarbakır’da, dumandan gözün gözü görmediği sokağın fotoğrafına bakar, az önce gaz yemiş gazeteci arkadaşımızın güçlükle anlattıklarına -haber alabildiğimiz yegâne kanalda- kulak verirken, “Neyse bari,” diyoruz. “Sadece gaz atmışlar.” Az sonra, “havaya ateş açıldı” haberleri gelmeye başlıyor. Az sonra…
Bekliyoruz işte.
Devletin ne yapmaya çalıştığını anlayamadan. Kürtleri Ankara’dan, Türkiye’den, ülkenin batısından, Kürt olmayanlardan… hiçbir şey bekleyemez noktaya getirmek midir bütün bunların amacı? Sur yürüyüşünün dağıtılması ve olaylar sürerken Cizre fotoğrafları dolaşmaya başladı. Perişan etmişler mahalleleri. İnsanların virâne ortasında, öfkeleri içlerinde saklı, patlamaya hazır bir dinginlikle oturduğu kareler. Kimileri ellerini yukarı kaldırmış, Allah’a soruyor, bu nedir diye.