Geçmişte Türkiye’de “iktidar” kelimesini kullanırken, bununla “hükümet”i kastetmek yanıltıcı oluyordu. Çünkü, evet, bir hükümet olurdu, bir yerlerde; ama aslolarak, “devlet” vardı. “Hükümet” birçok durumda bu “devlet”le karşı karşıya gelir ve çaresiz kalırdı. AKP hükümetleri de bu durumla karşılaştı, mücadele etti ve mücadeleyi kazandı– en azından şimdilik böyle görünüyor.
Bu, şüphesiz, önemli bir dönüşüm. Gel gör ki, “iktidar” kelimesini kullanırken, bununla “hükümet”i kastetmek, bugün de yanıltıcı. Çünkü, evet, “hükümet” dedikleri bir şey var, ama aslolarak “Cumhurbaşkanı” var.
“Başkanlık sistemi mutlaka kurulacak” diye ısrar eden bu Cumhurbaşkanı’nın bir “koalisyon” fikrine tahammülü yok– çeşitli nedenlerle. Başka bir parti olacak, onunla uzlaşacaksın… Bunlar hikâye! Olmaz öyle şey!
Başkanlık sistemi için her şeyi yapan Tayyip Erdoğan, bırakın koalisyonun öylesini, kendi partisinin kuracağı hükümetle de koalisyon yapmaya hazırlıklı ya da hevesli değil. Onun bağlı olduğu ideolojide “bakan” sıfatı verilen adamın yeri “müsteşar”ın ötesinde bir yer değil. Burada “en zararlı” şey koalisyon filan da değil, doğrudan doğruya, Kuvvetler Ayrılığı.