Devlet başkanından yargıya uzanan bir çizgide, akademisyenler bildirisinde olduğu gibi bu ve benzer iddiaları bir “suç nesnesi” haline getiren, haksız ve dayanıksız da olsa eleştiriyi, eleştirel tartışmayı bir ihanet olarak tanımlayan sistem, bu iddiaların lehine bir faaliyet gösteriyor.
Bu kadarla da kalmıyor. Bildiriye verilen resmi tepkinin dozu, devlet başkanın işaretiyle açılan idari ve adli soruşturmalar demokratik düzenin gerektirdiği doğal ve sert bir reaksiyon sınırını aşıyor, aksi fikre ya da karşı propagandaya yaptırım ve cezalandırma gibi ölçüsüz araçları ifade etmeye başlıyor. Bu oranda da baskıcı bir iklimi ve imajını kendi başına üretiyor.
Bu arada Sedat Peker gibi Ergenekon’dan yargılanmış mafya liderlerinin bildiri imzacılarına “oluk oluk kanınızı akıtacağız, kanınızla yıkanacağız” tarzı tehditleri, hedef göstermeleri alenileşiyor ve sıradanlaşıyor.