Her gün memleketin dört bir yanından şehit cenazesi kalkıyor. Çocuklar babasız, kadınlar dul kalıyor. Öldürülen terörist sayısına da tam olarak ulaşabilmek mümkün değil. Onların da anaları–babaları var, aileleri var.
Ve bütün bu insanların hepsi bu ülkenin vatandaşları. Bütün bu kayıplar için elbette Kandil’deki savaş ağalarını suçlayabiliriz.
Göz göre göre, bilerek o insanları ölüme gönderdiler. Mahallelerinde kendi halinde yaşayan insanların öleceğini, zarar göreceğini bilerek bu işe kalkıştılar. Polisleri, askerleri öldürdüler.
Hepsini bilerek yaptılar, taammüden cinayetler işlediler. Ama unutmayalım ki devletin görevi de her şeyden önce vatandaşlarının can güvenliklerini korumaktır.
Yaşam hakkı, en temel insan hakkıdır ve kendisine “devletim” diyen bir devlet bu hakkı korumak zorundadır. Devletler, kendi vatandaşlarının ölümüne “Kaçınılmaz savaş zayiatı” diye bakmazlar, bakamazlar, bakmamaları gerekir.
Kimse suç ve suçluyla mücadele edilmesin demiyor. Kimse, elinde silahla kendini her şeyi yapabilecek zannedenlere karşı devlet sessizce oturup bir kenarda beklesin de demiyor.
Ama müsaade edin de orada ölüp giden kendi insanlarımız için de üzülebilelim. Ayşe Çelik’in sözlerinin neresinde terörü övmek var, neresinde şiddeti yüceltmek var? Beyaz ne yapsaydı?
Kadınların ve çocukların öldürülüyor olmasına sevinmeli miydi?