AKP’nin, özellikle ‘lideri’nin barış ve çözüm süreci üzerine vaatlerini ve şimdi onları nasıl yokmuş saydıklarını sıralıyoruz. Elbette en büyük sorumluluk, en büyük vaadi verenlerin, en büyük imkânlara sahip olanların, ülkeyi yıllardır yönetenlerindir. Ama HDP’nin de kendi vaatlerine dair sorumluluğu var. Çünkü özellikle seçim öncesi, AKP ‘Savaş partisi’ olmak için zırhlılar kuşanırken, HDP ‘Barış partisi’ olarak meydanlardaydı.
…Çağrı meselesi muğlak olsa bile, HDP’nin “Birbirlerini öldürmelerine, bu ülkede artık kan dökülmesine izin vermeyeceğiz” vaadi o kadar kesindi ki! Bu vaadin tek muhatabı ‘Vaatlerini tutmayan iktidar’ da olamaz; mitingle ‘barış çağrısı’ da. Bunun bir de silahlı muhatabı var!
HDP, sadece onlar olmasa da, Kürtlerin oylarını, vekaletini ve milyonlarca sıvasız hanenin ‘barış umudu’nu da temsil ediyor; oylarını öyle aldı, o oyları aldı. O yüzden, “Artık kan dökülmesine izin vermeyeceğiz” vaadinin yarattığı umutların temsilcisi olduğunu unutamaz, kendisinin unutmasına ve unutulmasına da izin veremez!