Sergen Yalçın, yorumculuk yaptığı yıllarda bugünkü milli takım kadrosunun önemli bir bölümünü sert ifadelerle değerlendirdi. Kimi futbolcuların yeteneklerini yetersiz buldu, kimilerinin uluslararası düzeyde başarılı olabileceğinden kuşku duydu.
Dolayısıyla Sergen Yalçın’ın önünde, televizyon yorumculuğunda sergilediği öz güveni antrenörlük pratiğiyle desteklemek gibi ciddi bir sınav var.
Hacıosmanoğlu’nun imza törenindeki sözleri bu yönetim anlayışını ele verdi. Sergen Yalçın’a en çok “adamlığına, delikanlılığına” güvendiğini söyledi; futbol zekasının tartışılmasına da “Ayağıyla basket atabildiği için” neredeyse yasak koydu.
Bir federasyon başkanının, milli takımın geleceğini emanet ettiği antrenörün yeterliliğini böyle gerekçelerle savunması başlı başına düşündürücü. Hacıosmanoğlu’nun Sergen Yalçın’ın kişiliği hakkındaki kanaatleri, onun nasıl bir futbol oynatacağını, bu oyuncu grubunu nasıl geliştireceğini veya dört yıllık süreçte hangi hedeflere ulaşmayı amaçladığını açıklamıyor.
Türk futbolunun yönetimindeki temel sorunlardan biri de burada yatıyor: Kararlar kişisel ilişkiler üzerinden alınıyor, kamuoyundan ise bu ilişkilerin doğruluğuna inanması bekleniyor. Oysa milli takımın geleceği, federasyon başkanının kişisel güvenine bırakılamayacak kadar önemli.