23 yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten, 2018’den bu yana yürütme yetkisini büyük ölçüde elinde toplayan bir liderden söz ediyoruz. Buna rağmen Erdoğan zaman zaman öyle konuşuyor ki bazı seçmenler onu iktidarın sorumlusu değil, yanlışları tespit eden bir muhalefet lideri gibi algılayabiliyor.
Bürokrasiden, ekonomik sıkıntılardan ve yanlış uygulamalardan söz ediyor; kimi zaman kendi partisinin yöneticilerini eleştiriyor. Böylece şu düşünce güçleniyor:
“Reis iyi ama etrafındakiler kötü!”
İktidarın bütün imkânlarını kullanan bir liderin, aynı iktidarın olumsuzluklarından seçmen gözünde ayrıştırılabilmesi sıradan bir siyasi başarı değildir. Bu, siyasal iletişim ve liderlik açısından incelenmesi gereken bir olgudur.
Sokakta vatandaşları dinlediğinizde bu ayrımı açıkça görebiliyorsunuz. Hayat pahalılığından, adaletsizlikten, liyakatsiz atamalardan, yolsuzluk iddialarından ve parti yöneticilerinden şikâyet eden bazı seçmenler, söz Erdoğan’a geldiğinde farklı konuşuyor:
“Ama Reis başka!”
Ardından şu cümle geliyor:
“Seçim olsa yine Erdoğan’a oy veririm.”
Bu tutumun bütün AKP seçmenini temsil ettiğini söylemek elbette mümkün değil. Ancak siyasi sadakat ile yönetimden duyulan memnuniyetsizliğin birbirinden ayrılması, göz ardı edilemeyecek kadar önemli.