Muhalefetin işi çok zor. Türkiye ilk kez böyle bir deneyim yaşıyor. Anayasayı umursamayan bir güç karşısında muhalefet, herhalde biraz da el yordamıyla bulacak etkili yolu-yolları. Muhalefetin mucize gerçekleştirmesi gerekiyor, ondan beklenen bu. Halktan başka bir müttefik de yok.
Peki, kendisine böylesine umut bağlanan muhalefet kimlerden oluşuyor?
YENİ Parti, ana muhalefet. TİP var, ancak imkanları çok sınırlı, elinden gelenin fazlasını yapıyor. DEM Parti, görünen o ki ‘iki arada’ kaldı ve felç oldu. Sağ partiler içinde canlılık emaresi gösteren İYİP ve Saadet Partisi. Saadet’in sesi çok cılız haliyle. İYİP hâlâ nefes alsa da yalnızca ‘yeni süreç’ söz konusu olduğunda yükseltiyor sesinin tonu. Butlan CHP’sini ise -bir kez daha milletvekili olma hayali kuran siyasetçi eskileri haricinde- muhalefet partisi sayan birileri olduğunu zannetmiyorum, işbirlikçiliğe gönül indirenler kendilerinden bekleneni layıkıyla yerine getiriyor ve getirecek.
Hal böyleyken milyonlarca muhalif seçmen dönüp dolaşıp YENİ Parti’ye çeviriyor yüzünü.
Yıllar önce siyasetçi bir arkadaşıma, “Meclis’teki yüzlerce vekil içinde, siyasete benzer siyaset yapmayı isteyen ve hakikaten bir derdi tasası olan 50 kişi çıkar mı?” sorusunu yönelttiğimde, “Çok iyimsersin” yanıtını vermişti. Yurttaşın umudunu hepi topu birkaç yüz milletvekiline, onların tayin edeceği aday isimlerine bağlamış olması demokrasimizin fukaralığıyla ilgili bir durum. Oysa ne o insanlar sihirbaz ne de milyonlarca yurttaş bu denli çaresiz. Fakat koşullar bu ‘ruh hali’ni yaratıp güçlendiriyor. ‘Kurtarılma’ beklentisi siyasetçiye de haksızlık. Eninde sonunda etten kemikten insan her biri. Gel gör ki onların dokunulmazlığı ve milyonlarca seçmeni var, işte bizimle aralarındaki önemli farklardan biri bu!
Ahali, milletvekillerinden, sade yurttaşın şu ya da bu nedenle yapamayacağı bir şeyler yapmasını, eyleme geçmesini bekliyor. Durumun ciddiyetini kavradıklarını görmek istiyor. Bir belediyenin kapısına siyah karanfil bırakmak, bir komisyonda ağız ve gözleri siyah bantla kapatmak Norveç parlamentosu mensupları için uygun bir eylem biçimi olabilir, ancak 2026 Türkiye’sinde muhalif seçmenin sinirini bozmak ve muhatabını güldürmekten başka bir işlevi yok.

Ciddiyetsizliğin temel gerekçesinin, yinelemekte zarar yok, ideolojisizlik-davasızlık olduğunu düşünüyorum. Sıklıkla ‘siyaset esnafı’ ifadesini kullanmamın nedeni bu. Siyasetin gündelik halini, iletişimini, kaba tabirle ‘muhabbet’ yanını iyi biliyorlar kuşkusuz, ancak hem dünya hem ülkeyle kurdukları ilişki son derece sınırlı. İstisnalar dışında hemen hepsi varlıklı olduğu, para harcayabildiği, gerekli ilişkiler ağına dahil olabildiği için vekil seçiliyor. Türkçesi, aslında orada neden bulunduklarının, asıl iş ve işlevlerinin pek farkında değiller. ‘Cumhuriyet’in en önemli seçimi‘ diye diye kaybedilen 2023 seçimi ardından, TBMM’nin turkuaz renkli halıları üzerinde şen şakrak rozet takma fotoğrafı çektirip paylaşmalarının nedeni buydu. Belediye başkanlarının vs. kolaylıkla parti değiştirip birkaç saat içinde en hararetli iktidar sevdalısı olabilmesinin gerekçesi de aynı. ‘Orada’ olmak dışında bir siyasi tahayyülleri yok.
Türkiye’nin en çok okunan internet gazetelerinden T24 kapatıldıktan iki hafta sonra, Türkiye’nin en çok izlenen haber kanallarından HALK TV’ye kayyım atandı. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına başlayacağı gün. Tam da fon meselesi tartışılırken.
Temeli OHAL KHK’larıyla atılan, harcı 2017 anayasa değişikliğiyle karılan yeni rejim, her biri bir öncekinden cüretkâr hamlelerle ilerliyor. Bundan sonraki adımları tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok.
Demek ki yıllar önce yapılsa görmezden gelinecek ya da gülümsetecek, buna mukabil bugün yaşananın ağırlığı karşısında moral bozucu hale gelen ‘sembolik’ eylemlerden başka bir şeyler yapmaya gerek var. Halkla hemhal olmaya, güven vermeye.
Anlatabildiğimi düşünüyorum; o siyah bantlar ya da siyah karanfil, aslında üzerinde konuşmaya değmeyecek işler. Konuşulmasının ve tepki çekmesinin nedeni, yurttaşın hayal kırıklığı. Muhalif seçmen mütemadiyen hayal kırıklığına uğratılmaktan yorgun düştü. Yaşadığının ne denli ağır bir durum olduğunun, desteklediği siyasetçi tarafından da fark edilmesini bekliyor. Siyasetçiyi kendi gezegenine davet ediyor.
Tekrar: Merkezi ve yerel düzeyde oy verdiğim siyasetçilerin tamamına yakını tutuklu; ailemin-yakınlarımın en çok seyrettiği haber kanalına kayyım atandı; her gün mutlaka okuduğum T24 kapatıldı; son yılarda en sevdiğim komedyen kuyu tipi cezaevinden henüz çıktı; sevip saydığım arkadaşlarım, eşim dostum cezaevinde; yıllarca takip ettiğim yazar çizerin çoğu mecra yokluğundan ya da koşullar nedeniyle yazmıyor; kendimi bildim bileli tanık olmadığım dehşet verici bir pahalılıkta geçinmeye çalışanlardanım; milyonlarca insanın yoksulluğa mahkum edildiği bir ülkede birilerinin yağma yoluyla aklımın almadığı servetlere kavuştuğunu görüyor, yaptıklarının yanlarına kalacağını biliyor ve bu yolla her Allah’ın günü bir yurttaş olarak aşağılanıyorum; mesleğimin ve camiamın halinden hiç bahsetmeyeyim; çeyrek KHK’lı olarak işe gittiğim her gün henüz iade edilmeyen meslektaşlarımı düşünüyor ve bunun ağırlığıyla yaşıyorum… vesaire, vesaire.
İşte bu koşullarda nefes almakta zorlanan muhalif yurttaş o siyah bant ve karanfile tepki gösterirken yalnızca bugüne değil, söz konusu vasatlığın, yıllardır başına gelenlerin temel nedenlerinden olduğunu görerek ve geçmişine kahrederek sergiliyor öfkesini. “Gençler siyasetle ilgilenmiyor” serzenişiyle dile gelen yargının yanılgısı da burada; “Gençler bu tarz siyasetle neden ilgilensin?” sorusu üzerine düşünmekle daha doğru sonuçlara varılabilir.
Neyse ki hemen her yerleşik olgu ve kurum gibi bu siyaset üslubu ve siyasetçi profilinin de son demlerini yaşadığını düşünüyorum.
Video önerisi: Emine Ayhan’ın, Shakespeare’in Kelimeleri serisinin üçüncü bölümü