Türkiye’de tasarruf davranışı son yıllarda sessizce değişiyor. Birikimini yalnız bankada tutan tasarruf sahibinin yerini; fonu, mevduatı, altını, dövizi ve hisseyi aynı anda takip eden daha finansallaşmış bir hane profili alıyor. Tasarruf sahibi giderek yatırımcıya dönüşüyor.
Bu değişimi ise yalnız finansal okuryazarlığın artmasıyla açıklamak zor. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre 2020 sonunda yatırım fonu yatırımcısı 3 milyon 63 bin kişiydi. Eylül 2026’da sayı yaklaşık 5,93 milyona çıktı. Buna karşılık
Türkiye’de finansal okuryazarlıkta aynı ölçekte bir sıçrama görünmüyor. Karşılaştırılabilir Finansal Okuryazarlık Endeksi 2020’de 60,8 iken 2022’de 62,1’e yükseldi; iki yıldaki artış yalnız 1,3 puandı. Buna karşılık son 6 yılda bu rakam iki katına yaklaştı. Bugün toplumun sadece yüzde 12’si finansal bilgiyi davranışlarına yansıtan ve finansal kararlarında tutarlı bir tutum sergileyen grupta.
2020 sonunda 3 milyon 63 bin olan yatırım fonu yatırımcısı sayısı, ise 2026’da 5,9 milyonun üzerine çıktı. Başka bir ifadeyle, 6 yılda yatırım fonlarına katılanların sayısı yaklaşık yüzde 94 arttı. Bu rakamlar bize şunu söylüyor: finansal ürünlere katılım, finansal bilgi ve yetkinliğin gelişiminden çok daha hızlı ilerliyor. Milyonlarca insanın tasarruf biçimini değiştiren kitlesel bir finansallaşmadan söz ediyoruz.
Konunun sürdürülebilir kalkınmayı ilgilendiren tarafı şu: hanelerin tasarruflarını hangi koşullarda koruduğu, ne kadar risk üstlendiği ve finansal sisteme ne ölçüde güvenebildiği. Finansal derinleşme, tasarruf sahibini daha kırılgan hale getiriyorsa tek başına bir gelişmişlik göstergesi sayılamaz.