Şenol Kaluç: Çocukların güvenliğini mi istiyoruz, yoksa güvenlik talep etmiş olmanın rahatlığını mı?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Dünya o kadar hızlı değişip dönüşüyor ki bazen şaşırıp kalıyorsunuz. Bir zamanlar okul çevrelerinde polisin bulunması herkesi rahatsız ederken bugün neredeyse her okulun önüne bir karakol dikilmesini isteme noktasına gelmiş durumdayız.

Oysa okula yeni bir vizyon kazandırarak bu sorunların önüne geçebilirdik. Okulu, çocukların gitmeye mecbur bırakıldığı bir hapishane olmaktan çıkarabilir; farklı ihtiyaçlara cevap veren esnek çözümler geliştirebilirdik. Ancak bütün çocukları aynı mengeneye sıkıştırdık, disiplin sorunlarını da uzun süredir görmezden geldik. Bugün ise kendimizi şiddet olaylarının oluşturduğu bir sarmalın içinde bulduk.

Kamuoyuna yansıyan beş akran zorbalığı vakası varsa bilin ki okullarımızda her gün bunun yüzlerce, hatta binlerce katı olay yaşanıyor olabilir. Neden? Çünkü uzun zamandır bu tür eylemlere karşı etkili ve caydırıcı bir disiplin mekanizması işletilemiyor.

Suçun sabit olduğu durumlarda bile mevcut yönetmelikler okul idarelerinin elini kolunu bağlarken, yaşananlardan şikâyet eden velilerin önemli bir bölümü de öğretmen ya da idare ile karşı karşıya geldiğinde söze “Sen kimsin ki benim çocuğuma…” diye başlayabiliyor.

Böyle bir ortamda şiddet sarmalının büyümesine şaşırmamak gerekiyor. Her sorunu velilere, öğrencilere ya da öğretmenlere yükleyerek çözemeyiz. Disiplin mekanizmalarını, öğretmenin yetki ve sorumluluklarını, öğrencinin haklarını ve okulun güvenliğini birlikte düşünmek zorundayız.

Şu anda acilen yapmamız gereken, bu şiddet sarmalını üreten bataklığı kurutacak önlemleri almaktır. Ancak biz hâlâ tali konularla uğraşıyoruz.

Bütün bunların ortasında asıl soruyu yeniden sormak gerekiyor: Gerçekte ne istiyoruz?

Çocukların güvenliğini mi, yoksa yalnızca güvenlik talep etmiş olmanın rahatlığını mı? Eşit eğitim fırsatlarını mı, yoksa kendi çocuğumuz için ayrıcalık elde etmeyi mi? Öğretmene sorumluluk yüklemeyi mi, yoksa ona gerekli yetkiyi vermeyi mi? Her çocuğun potansiyelini ortaya çıkaran bir eğitim sistemini mi, yoksa herkesi aynı sınavlara hazırlayan bir düzeni mi?

Şenol Kaluç’un yazısı