HDP’nin 2015 seçim beyannamesinin, Selahattin Demirtaş’ın izlediği kucaklayıcı politikanın bu fikri tetiklediği muhakkak. Ne var ki bunun için HDP’nin bir “Kürt partisi” olmaktan çıkıp, vaat ettiği gibi bir “Türkiye partisi”, ayrımcılığa uğrayan herkesin partisi olmayı, PKK’nın vesayetinden kurtulmayı başarması gerekir. Bunu başarabilir mi? Kuşku yok ki Demirtaş’ın “tarihi çağrı”sı bu bağlamda dikkate değer:
“KCK yönetimi Kürt sorununun çözümü konusunda katkı sunmak istiyorsa… demokratik siyasetin güçlenmesine destek vermeleri lazım. Vesayet altına almak değil, güçlenmesini engellemek değil, güçlenmesine destek vermeleri lazım. İki buçuk-üç yıl boyunca hep destek verdiler. Ben daha fazla güç vermeleri, destek vermeleri gerektiğini söylüyorum. Yani silahlar Türkiye’de kesinlikle gündemden çıkmalıdır… Yüzde 13 oy almış bir HDP’nin önü açıktır. KCK yöneticileri akıllı insanlardır. HDP’yi zayıflatacak her adımın Türkiye’deki çözümü ve demokrasiyi zayıflatacağını görürler, bilirler…” (Bugün TV, 26 Haziran 2015.)
Evet, HDP’nin hangi kimlikten olursa olsuna temel hak ve özgürlüklere inanan herkese kapılarını açarak bir “Türkiye partisi” haline gelmesi imkan dışı değildir. Hangi kimlikten olursa olsuna temel hak ve özgürlüklere inanan ve bu yolda elini taşın altına sokmaya hazır herkes bu partide toplanabilirse, HDP’nin “Türkiye partisi” haline gelmesi bir ihtimaldir.
HDP bunu başarabilir veya başaramaz ama Türkiye’de hak ve özgürlüklere tavizsiz sahip çıkacak bir partinin zamanı geldiği muhakkak.