Yıllardır emeklilik konusu, kamuoyunda en önemli gündem maddesi olarak yer alıyor. Ancak hiç fark edilmeyen, görülmeyen, unutulan belki de yok sayılan bir emek var. Ev hanımlığı. Bir ömür boyu evinde eşine, ailesine, çocuklarına adanmış bir yaşam…
Ev hanımlarına emeklilik için son yıllarda yasal adımlar atılıyor ancak yeterli değil. İsteğe bağlı emeklilik ile dışardan prim ödemek koşuluyla da ev hanımları emekli olabiliyor. Ayrıca, üçte biri devlet desteği ile de ev hanımlarına, iş gücünün karşılığı olarak emeklilik hakkı ve sosyal güvence sağlanabilmesi konusunda düzenlemelere dair çalışmalar olduğu, kamuoyunda sıklıkla tartışma konusu olabiliyor.
Peki isteğe bağlı prim ödemesini hiçbir ekonomik gücü olmayan ve eşinin ya da çocukları çalışıyorsa, onlardan belki günlük evin Pazar alışverişini alacak olan ev hanımı nasıl ödeyebilir? Bu konuya da bir çözüm bulunabilir mi? Üçte biri devlet tarafından karşılandığını düşünelim, geriye kalan prim tutarını da ödemeyez ise buna dair bir sosyal düzenleme de mümkün olabilecek mi?
Hiçbir sosyal güvencesi olmadan hayata tutunmak kolay değil. Kimi,eşinin vefatı sonrasında eşinden dolayı sigortadan faydalanabiliyor, kimisinin eşinin de sosyal güvencesi yok ve 65 yaş aylığı 7 bin 257 lirayla bir ayı geçirmeye mecbur kalıyor. Bu şekilde yaşam mücadelesi veren, sayısız kadının hikayesini dinledim…
Bu bitmeyen emek ve özverinin karşılığı elbette ödenmez, ödenemez ancak ev hanımlarına gelecek güvencesi sağlayan devlet destekli bir sosyal düzenlemeye ihtiyaç var… Eğitimli bir kadın olarak, geleceği bir şekilde yarım kalan ve emekliliğini göremeden ve cebinde yaşamını idame ettirecek bir parası olmadan hayata veda eden tüm kadınlara, ninelerimize, annelerimize, teyze ve halalarımıza bir borcumuz var…