Bugün artık aynı ürünü iki kişinin aynı anda farklı fiyatlarla görebildiğini biliyoruz. Bunun nedeni çoğu zaman stok değil; sizin hakkınızda verilmiş algoritmik bir karar. Nerede yaşadığınız, hangi telefonu kullandığınız, daha önce hangi ürünleri satın aldığınız, hatta satın almadan önce bir ürünü ne kadar süre incelediğiniz bile sistem için birer sinyal. Fiyat, yalnızca görünmeyen çok daha büyük bir dönüşümün en görünür yüzü.
Bir zamanlar akşam haberlerini milyonlarca insan aynı saatte izliyordu. Ertesi gün iş yerinde, okulda ya da mahallede herkes aynı haberleri tartışıyordu. Gazetelerin manşetleri farklı olabilirdi ama en azından herkes aynı olayların varlığından haberdar oluyordu.
Günümüzde ise durum farklı. Aynı evde yaşayan iki kişi bile aynı dijital dünyada yaşamıyor. Birinin sosyal medya akışında ekonomik kriz haberleri peş peşe gelirken diğerinin ekranı tatil videolarıyla dolabiliyor. Bir kişi sürekli sokak röportajları izlerken diğeri aynı platformda bunların hiçbirine rastlamıyor. Aynı seçim döneminde bile insanlar bambaşka kampanyalar, bambaşka vaatler ve bambaşka gündemlerle karşılaşıyor.
Bu durum yalnızca tercihlerimizin sonucu değil. Tercihlerimiz algoritmalar tarafından sürekli yeniden şekillendiriliyor. Sistem, hoşumuza giden içerikleri önümüze getirdikçe farklı olasılıkları görme ihtimalimiz azalıyor. Böylece kişiselleştirme, yalnızca ekranlarımızı değil, ortak gerçekliğimizi de kişiselleştiriyor.