(…) aslında “muhal” bir tartışmanın içine sürüklenme ihtimalimiz mevcut. Zira,
“Çözüm Süreci” zaten yoktu.
“Güçlü ateşkes hali” ya da “çatışmasızlık durumu” hiçbir zaman “Çözüm Süreci”nin yerine ikame edilemez ve bunlarla “barış”a ulaşılmış olmaz.
Bir “yol haritası”, “takvim”i, “denetim mekanizmaları” bulunmayan bir “durum”dan
“süreç” olarak söz edilmez. “Çözüm Süreci”nden ise hiç edilmez.
Türkiye’nin geleceğindeki hiçbir “Çözüm Süreci” HDP’siz olamaz. Hiçbir “Çözüm Süreci” HDP’yi “kurye” konumunda tutarak ve ona indirgeyerek yürütülemez.
“Çözüm Süreci”, 7 Haziran gerçeklerine göre ve yeni “parametreler” ile yeniden dizayn edilmek zorundadır ve mutlaka ama mutlaka HDP’nin “taraf” ve “baş aktör” olacağı şekilde olmalıdır.
Ve, “Kürt sorunu”nun çözümü, madem ki, “Tek Adam” ve ona uygun “Başkanlık sistemi” 7 Haziran’da reddedilmiştir; TBMM bünyesi içinde gerçekleştirilmelidir. HDP ile ve HDP sayesinde…