2002 örneği, güzel dizayn edilen bir para politikasının asla rehavete kapılma lüksü olmadığını göstermesi açısından, küresel likiditenin 2009 sonrası döneme kıyasla çok daha sınırlı olduğu bir ortamda bile güçlü bir ülke hikayesiyle sermaye girişini rekor seviyelere çıkarabildiğini ispatlaması açısından kıymetlidir.
2021 sonrasındaki politika hatalarının gerek kredibilite, gerekse parasal aktarım mekanizması üzerinde yarattığı derin bir hasar oluştu. Ancak ihtiyaç duyulan kredibiliteyi kazanabilmek için 2002 sonrasında reel faiz bazında çok daha ağır bir bedel ödendiğini unutmamak lazım. 2002 yılları bize bir taraftan acı reçete olmadan enflasyonu düşürmenin zorluğunu öğretirken diğer taraftan ödenen bedel sonrasında gelen kredibilite sayesinde yüksek faize rağmen yüksek büyümenin de mümkün olduğunu gösterdi.
Bugün küresel likidite 2002’ye kıyasla çok daha bol olup bu bolluk başta Hindistan ve Meksika olmak üzere pek çok gelişmekte olan ülkeye rekor sermaye girişi olarak yansıyor. Türkiye’nin bu bolluktan payını 2002’deki kadar alamaması da likidite kıtlığından değil, kaybedilen kredibilitenin yerine yenisinin henüz konamamış olmasından kaynaklanıyor. Yazının başında sorduğumuz “Enflasyon neden daha hızlı düşmüyor” sorusunun cevabı tam da burada gizli. Zira 2023 sonrası dönemde kaybedilen kredibilitenin tekrar yerine konamadığını, hasar bu kadar büyükken ilaç da yetersiz kalınca enflasyonun aynı hızda düşemediğini görüyoruz.