Selva Demiralp: Türkiye'nin bolluktan payını 2002'deki kadar alamaması, kaybedilen kredi­bilitenin yerine yenisinin konamamasından

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

2002 örneği, güzel dizayn edi­len bir para politikasının asla re­havete kapılma lüksü olmadığı­nı göstermesi açısından, küresel likiditenin 2009 sonrası döne­me kıyasla çok daha sınırlı oldu­ğu bir ortamda bile güçlü bir ülke hikayesiyle sermaye girişini re­kor seviyelere çıkarabildiğini is­patlaması açısından kıymetlidir.

2021 sonrasındaki politika ha­talarının gerek kredibilite, gerek­se parasal aktarım mekanizması üzerinde yarattığı derin bir ha­sar oluştu. Ancak ihtiyaç duyulan kredibiliteyi kazanabilmek için 2002 sonrasında reel faiz bazın­da çok daha ağır bir bedel öden­diğini unutmamak lazım. 2002 yılları bize bir taraftan acı reçete olmadan enflasyonu düşürmenin zorluğunu öğretirken diğer taraf­tan ödenen bedel sonrasında ge­len kredibilite sayesinde yüksek faize rağmen yüksek büyümenin de mümkün olduğunu gösterdi.

Bugün küresel likidite 2002’ye kıyasla çok daha bol olup bu bol­luk başta Hindistan ve Meksika olmak üzere pek çok gelişmek­te olan ülkeye rekor sermaye gi­rişi olarak yansıyor. Türkiye’nin bu bolluktan payını 2002’deki kadar alamaması da likidite kıt­lığından değil, kaybedilen kredi­bilitenin yerine yenisinin henüz konamamış olmasından kaynak­lanıyor. Yazının başında sorduğu­muz “Enflasyon neden daha hızlı düşmüyor” sorusunun cevabı tam da burada gizli. Zira 2023 sonrası dönemde kaybedilen kredibilite­nin tekrar yerine konamadığını, hasar bu kadar büyükken ilaç da yetersiz kalınca enflasyonun ay­nı hızda düşemediğini görüyoruz.

Selva Demiralp’ın yazısı