Türkiye uyuttu, Avrupa hatırlattı

Deniz Feneri e. V. davasında adı ‘dolandırıcılık yapan bir kuruluşun elebaşı’ olarak geçen Kanal 7 kurucusu Zekeriya Karaman, AİHM’e açtığı ‘adil yargılanma’ davasını kaybetti. Karar gerekçesine göre; Karaman’ın adının geçmesi, davanın Türkiye bağlantılarını göstermesi açısından kaçınılmaz.

Adımın geçmesi ‘masumiyet karinesi’ne aykırı

Deutsche Welle Türkçe muhabiri Kayhan Karaca’nın haberine göre, 2008 yılında Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülen davanın gerekçeli kararında adının geçmesinin ‘masumiyet karinesi’ ilkesine aykırı olduğunu savunan Karaman, Alman Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Federal Mahkeme’nin başvuruyu reddetmesi üzerine Karaman, 22 Mart 2010 tarihinde bu kez AİHM’ye başvurarak Almanya’dan davacı oldu.

karaman

‘Davada yargılananlarla Karaman arasında ‘gerçek bir bağ’ var’

Karaman, mahkemenin gerekçeli kararında ‘dolandırıcılık yapmış bir suç örgütünün elebaşı’ olarak gösterilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanmayla ilgili 6’ncı maddesinin 2’nci bendine aykırı olduğu görüşünü ileri sürdü.

Alman hükümeti ise, ‘Deniz Feneri davasında yargılanan kişiler ile Zekeriya Karaman arasında olaylarla ilgili gerçek bir bağ bulunduğu için adına kararda atıfta bulunulmasının kaçınılmaz olduğunu’ savundu.

Hükümet, Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin Karaman için ‘hakkında ayrı soruşturma açılmış kişi’ terimini kullandığını ve ‘suçlu olduğuna dair izlenim yaratmadığını’ ifade etti.

AİHM: Karaman’ın adının geçmesi kaçınılmaz

Davayı esastan inceleyen AİHM, mahkemenin kararında Zekeriya Karaman’ın adının kullanılmasını ‘Deniz Feneri davasının Türkiye bağlantılarını göstermek açısından kaçınılmaz’ olarak değerlendirdi.

Kararın Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin internet sitesinde yayınlanan halinde, bilinçli olarak yargılanan kişilerin isimlerinin sadece baş harflerinin kullanıldığına vurgu yapan AİHM, Karaman’ın ‘suçlu gösterilmediği’ sonucuna vardı.

Beşe iki oyla alınan karara göre AİHM, Almanya’daki yargı sürecinin, AİHS’nin adil yargılanmayla ilgili maddesiyle uyumlu işlediğine hükmetti.

Almanya’da görülen Deniz Feneri e.V davası

Almanya’da 1999 yılında kurulan Deniz Feneri e. V hakkında, Frankfurt Eyalet Savcılığı tarafından, bağışların ‘ticari ve şahsi amaçlar’ için kullanıldığı şüphesiyle 2006 yılında soruşturma başlatılmıştı.

Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde 2008 yılında görülen davada dernek yöneticileri Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve Firdevs Ermiş nitelikli dolandırıcılıktan suçlu bulunarak bir ile beş yıl arasında hapis cezalarına çarptırılmıştı.

‘Suç örgütünün’ Türkiye’deki yöneticilerinin oynadığı role atıf yapılan gerekçeli kararda, Zekeriya Karaman’ın ismi de birçok kez geçiyordu.

Gerekçeli kararında, Deniz Feneri e. V. davasının Almanya’nın en büyük bağış skandalı davası olduğunu belirten davanın hâkimi Johann Müller, derneğin Almanya’da beş yılda 41 milyon euro bağış topladığını, bunun 17 milyonluk bölümünün Türkiye’ye gönderildiğini, Türkiye’ye gönderilen paranın da sadece sekiz milyonluk bölümünün Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’ne aktarıldığını ifade etmişti.

Türkiye’de görülen Deniz Feneri davası

Almanya’daki Deniz Feneri davasının açılmasından sonra başlatılan Deniz Feneri soruşturması, tam iki yıl 10 aylık inceleme ve araştırma sürecinin ardından başlatılmış, operasyonlarda Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ve RTÜK eski Başkanı Zahid Akman’ın da aralarında bulunduğu dokuz kişi 11 Temmuz 2011 tarihinde tutuklanmıştı.

Soruşturmayı yürüten üç savcı, sanık avukatlarının HSYK’ya şikayeti sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27 Ağustos 2011’de görevden alınmıştı.

Davanın 22 Kasım 2011’de görülen duruşmasında Zekeriya Karaman ve Zahid Akman’ın da aralarında olduğu altı sanık tahliye edilmişti.

20 tutuksuz sanığın yargılandığı davanın altıncı duruşması 23 Mayıs 2014’te İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.