Şüphecilik sizi kandırılmaktan korumuyor

Bilim insanlarına göre aşırı şüphecilik insanları kandırılmaktan korumuyor, üstelik sosyal hayata zarar veriyor. 

Fotoğraf: Arşiv

Kimin güvenilir olup olmadığını belirlemenin bir formülü yok. Fakat araştırmalar, insanlığa inancımızı yitirmeden de kandırılmaktan korunmanın bazı yolları olduğunu gösteriyor. 

Yalan Tespit Etmek

Başkalarına kolayca küvenen kişiler daha sık mı kandırılır? Muhtemelen hemen herkes bu soruya ilk elden ‘evet’ diye yanıt verir. Gelgelelim bu düşünce büyük ölçüde temelsiz. 

BBC’nin haberine göre 1990’ların sonunda psikologlar, insanların başkalarının doğasına ilişkin genel kanılarını ölçmek için ‘genel güven ölçeği’ kullanmaya başladı. 

Yeni bir araştırmada güven ölçeği kullanılarak katılımcıların şu soruları birden beşe puanlaması istendi: 

  • İnsanların çoğu özünde dürüsttür
  • İnsanların çoğuna güvenilir
  • İnsanların çoğu iyi huylu ve naziktir

Daha sonra katılımcılar bir dizi söyleşi izleyerek kimin gerçeği, kimin yalan söylediğini belirlemeye çalıştılar. 

Şaşırtıcı biçimde, genel güven ölçeğindeki puanların yalancıları ayırt etme becerisine etkisi olmadı. Öyle ki en şüpheciler, en güvenenlerle neredeyse aynı oranda kandırıldı. 

Dahası katılımcılar—insanlığa dair genel kanılarından bağımsız—benzer hatalar yaptı. Çalışma, geçmiş araştırmaları doğruluyordu: İnsanların büyük bölümünde ‘gerçek yanlılığı’ eğilimi var. Yani hemen her iddianın samimi olduğunu varsayıyoruz. 

Beden diline ve yüz ifadelerine bakarak yalan tespit etmek kolay değil. Michigan Eyalet Üniversitesi’nde iletişim profesörü David Markowitz, ’’Gerçekleri yalanlardan ayıran davranışsal sinyaller çoğu zaman o kadar zayıf ve güvenilmez ki gündelik deneyimden öğrenilemez ya da gözlemlenemez’’ diyor.

Oklahoma Üniversitesi’nde iletişim profesörü Timothy Levine ise ‘‘Tespit edilecek bir sinyal yok’’ diyor. ‘‘Çünkü sinyaller kişiden kişiye değişiyor.’’

Başka deyişle, insanları ele veren jest ve mimikler kendine has. 

Yücelme Duygusu

Yücelme, birinin kendi hayatını tehlikeye atarak başkasını kurtarması gibi aşırı özverili eylemleri görünce hissettiğimiz o kabarma duygusuna deniyor.

Pek çok deney, yücelme duygusunun insanları daha toplum yanlısı davranmaya yönelttiğini gösteriyor. Boise State Üniversitesi’nde tüketici psikolojisi doçenti Anne Hamby, bu yüzden, yücelme duygusunun insanları daha saf hale getirip getirmediğini merak etti.

Deneylerde, yücelme duygusu yaşayan insanlar dolandırıcılığı tespit etmede daha başarılıydı. Mesela bir bitkisel ilaç reklamındaki sahte iddiaları daha kolay ayırt ediyorlardı.

Hamby’e göre aşırı cömertliğe tanık olan insanlar, başkalarının niyetleri üstüne daha fazla düşünmeye başlıyorlar. Hamby, aldatmayı fark etmenin ‘gerçekte ne döndüğünü seçebilme yetisi’ olduğunu ve bu yetinin iyimser bakış açısıyla bağdaştığını söylüyor. 

Kendini gerçekleştiren kehanet

Stanford Üniversitesi’nden Eric Neumann, aldatmayı tespit etmede faydası olmayan evrensel şüpheciliğin, sosyal ilişkilere zarar vermekten başka işe yaramadığı görüşünde. 

“Benim genel tutumum insanlara güvenmek” diyor Neumann, ama iyi niyeti suistimal edildiğinde fazla güvenilir davrandığı için kendini sorgulamaya başladığını ekliyor. “Bazen, ‘aman allahım, çok safım’ diye düşünüyorum” diyor.

Neumann bu yüzden insanların güvene ilişkin tutumlarının bir tür kendini gerçekleştiren kehanete dönüşüp dönüşmeyeceğini sorgulamaya başladı. 

Neumann’a göre iyi niyetle yaklaşarak başkalarının iyiliğini kazanıyor, böylece çevremizdeki insanları daha dürüst davranmaya teşvik ediyor ve bu sayede olumlu inançlarımızı pekiştiriyor olabiliriz. Öte yandan hep en kötüyü beklersek, insanlar bu beklentileri karşılamaya başlayabiliyor. Bu da karamsarlığımızı artırabiliyor.

Neumann’ın geliştirdiği ankette şu iki sav vardı:

  • İnsanlar size güvendiğinde hakikaten daha güvenilir oluyorlar
  • Birine güvendiğinizde, o kişi de güvenilir davranmaya başlıyor 

Ankette yüksek puan alanların, hem genel güven ölçeğinde hem de insanlığa inancı ölçen başka testlerde yüksek puan aldığı görüldü. 

“Genellikle daha az şüpheciler. Aynı zamanda daha fazla empati, daha az haset ve başkalarını daha az küçümseme eğilimi gösteriyorlar” diyor Neumann. Tabii bu tutum insan ilişkilerini ciddi etkiliyor.  

Neumann psikolojide işbirliği davranışını ölçmek için sık kullanılan ‘oyun teorisi’ deneyinden yararlandı.

Her turda oyunculardan biri (gönderici) küçük bir miktar para alıyor ve bunu diğerine (alıcı) bağışlayabiliyor. Gönderici, araştırmacının, bağışlanan miktarı üç katına çıkaracağını biliyor. Ayrıca alıcının, kazancının bir kısmını iade etme fırsatı bulacağını biliyor.

Göndericinin güven düzeyi, ne kadar cömert davranacağını belirliyor. Alıcının tutumuysa paranın ne kadarını iade edeceğini şekillendiriyor. Mesela kendisine bağışlanan miktarı hakaret algılarsa hiçbir şey iade etmemeyi seçebilir.

Neumann, göndericilerin ilk tekliflerinde cömert davranacağını ve bu iyi niyetin alıcı tarafından karşılık göreceğini öngördü. Ve tam olarak böyle oldu: Oyun, en işbirlikçi davranışı ortaya çıkardı.

Güven, başkalarıyla ne ölçüde bağ kurduğumuzu da etkiliyor. Henüz doğrulanmamış bir başka deneyde Neumann, bazı katılımcılara güvenin çoğunlukla karşılık gördüğünü anlatan popüler bilim makalesi okuttu. 

Daha sonra, katılımcıları beşer dakikalık sohbet için eşleştirdi. 

Söz konusu katılımcılar, insanların başkalarının davranışına göre tutum değiştirmeyeceğini savunan makaleyi okuyanlara kıyasla, sohbette daha derin konulara girmeye istekliydi. 

Neumann deneyde eşleşen katılımcıların, arkadaş olma potansiyellerinin daha yüksek olduğunu vurguladı. 

Belki de Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in dediği gibi: ”Birine güvenip-güvenemeyeceğini anlamanın en iyi yolu, ona güvenmektir.”