Sonuç gelir geçer, süreç ise kalır, iz bırakır
S

Amerika’da yaşayan arkadaşım Hakan Şatıroğlu, geçen haftalarda okuduğu bir yazımın üzerine attığı mesajın sonunda, “Süreçle ilişki kurmak üzerine bir yazsan keşke” demiş.

Arkasından da şunu eklemiş:

“Süreçle ilişki kurmanın senin için ne ifade ettiğini, bunun örneklerini ve genç nesle bunu nasıl öğretebileceğimizi yazsan keşke; bu özellikle de günümüzde çok önemli bir konu.”

Mesajını okudum.

Epey bir süre ekrana bakakaldım; ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum.

O an siz de takdir edersiniz ki kafamda binbir düşünce uçuşmaya başladı ve “Nesi yazılır ki böyle bir şeyin?” diye düşünmeye başladım.

Kafamda ardı ardına şimşekler çakarken, hayatımda sadece sonucuna kilitlendiğim beklentilerin bana bir bedel ödettiği, süreci ölesiye sahiplendiğim her işin ise zamanı gelince karşılığını fazlasıyla verdiği gerçeği ‘Yaz beni, yaz beni, yaz beni’ diye beynimde söylenmeye başladı.

Bakın, bizim ülkede sonuç çok sevilir.

Etiket sevilir, hız sevilir. En çok da “Oldu mu, olmadı mı?” sorusu sevilir.

Ama süreç pek sevilmez.

Süreç çoğu zaman sabır diye romantize edilir; sonra da sıkıcı bir bekleme alanı gibi kenara itilir ve atılır.

Oysa süreç bir sabır müddeti değil, insanın kendi emeğiyle kurduğu bir bağdır bence.

O bağ da yol üzerinde insanın karakterini inşa edendir aslında.

Sonuç çoğu zaman insanı şımartır, şımartandır; süreç ise büyütür, büyütendir.

Ben bunu çok erken yaşta sporda öğrendim.

Fotoğraf: Pixabay

Ata binerken, çalışırken, defalarca düşerken, kafamı kırarken ama yine de tekrar yarışırken öğrendim.

Hem de kazandığım kupalardan değil, en çok kaybettiklerimden öğrendim.

Kupa aldığın an bir fotoğraftır, ömür boyu hatırlanır.

Ama o kupaya ulaştıran da zaman zaman ulaştıramayan da hep o süreçtir ve bu süreç insanın içinde aslında paha biçilmez bir kas geliştirir.

O kasın adı ise tutunmadır.

Bizde süreci sevmek de pek öğretilmez, sürece katlanmak öğretilir.

Dayan”, “Sabret”, “Bir gün olacak” denir.

Ama süreçle ilişki kurmak bu değildir, olmamalıdır bence.

Süreçle ilişki kurmak şudur:

Bugün ne yaptım?

Bugün neyi biraz daha iyi yaptım?

Bugün hangi hatayı fark ettim?

Bugün hangi küçük adımı attım?

Çünkü süreç büyük bir hikâye değil, her gün tekrar eden küçük sahnelerin toplamıdır.

O sahneler birikir birikir ve bir gün hikâyenin tamamı olur.

O zaman o hikâye daha anlamlı da olur, o sonuç daha değerli de olur.

Gençlerle konuşurken sürekli benzer şeyler dinliyorum.

Ne yapmak istiyorsun?”

Bilmiyorum.”

Bu ‘bilmiyorum’ların arkasında çoğu zaman bilgisizlik yok.

Deneyimsizlik var.

Cesaret eksikliği var.

En çok da süreç eksikliği var.

Bir insan, hayatı sadece sonuç üzerinden öğrenirse süreç ona tabii ki de korkutucu gelir.

Çünkü süreçte hata da vardır, eksikler de vardır, beklemek de vardır, henüz hazır olamamak bile vardır.

Biz çocuklarımızı üzülmesinler diye büyütürsek süreçle nasıl ilişki kurabilirler ki?

Bugünün dünyası süreci sevmeyi de giderek zorlaştırıyor aslında.

Her şey o kadar hızlı oluyor ki… Her şey o kadar hızlı ölçülüyor ki… Ve her şey o kadar çok başkalarıyla yan yana konuluyor ki…

Ekranlar sürekli akıyor, zaman gittikçe daralıyor ve insanın zihni yoruldukça yoruluyor.

Hep o “Bir şey mi kaçırıyorum?” sorusu…

Süreç böyle bir yerde de hep gecikme gibi hissediliyor; sanki durursan geride kalacakmışsın, hatta bitmişsin gibi.

Oysa insan çoğu hatayı koşarken yapıyor ve bunu da ancak durduğunda fark ediyor.

Hızlı gitmek her zaman ileri gitmek de değil aslında, bazen hızlı gitmek sadece daha çabuk yorulmakla sonuçlanıyor.

Sitare kulağıma çok sevdiğim bir söz fısıldanmıştı bir zamanlar: “Kuş ölür Memo, sen uçuşa bak.”

Yani olacak olan zaten olacak Memo; asıl güzellik o yolun içinde nasıl bir deneyim yaşadığımız.

Süreçle ilişki kurmak belki de sonucu zorlamadan yaşadığın ana ve öğrenmeye sahip çıkmaktır sanki, ne bileyim…

Psikoloji tarafında buna dair çok şey konuşuluyor son yıllarda.

‘Akış’ diye bir lâf var mesela…

Bir işe gerçekten daldığında insanın zamanın nasıl geçtiğini anlamadığı bir hâl bu (Benim de birçok yazımda bu farklı farklı nedenlerle bahsettiğim bir konu).

Düşünün lütfen…

Bu hâl aslında sonuçla ilgili değil, tamamen süreçle ilgili.

Akış insanı ayakta tutar ve asıl yakıt da buradan gelir.

Motivasyon.

Yani bir şeyi sadece sonucu için değil, yaparken de yapmak istemek benim en çok keyif aldığım.

Bugünün gençleri bence bunu kaybediyor; belki de hiç bilmiyor.

Kendi seçimini yapma hissini, bir konuda ilerlediğini hissetmeyi ve bir yere ait olma duygusunu dediğim gibi ya bilmiyor ya da kaybediyor.

Bu olmayınca süreç de olmuyor, süreç olmayınca da hedef de olmuyor.

Çünkü hedef dediğimiz şey bir kelime değil, her gün tekrar edilmesi gereken bir düzen.

Bir söz duymuş ve sevmiştim, sanırım şöyle bir şeydi:

“Hedeflerin seviyesine yükselmezsin, sistemlerin seviyesine düşersin.”

Yani sonuç istemek kolaydır, sistem kurmak zordur.

Ama unutmayalım ki hayat sistemi ödüllendirir.

Ben bunu iflas ettiğim iki farklı zamanda da çok net gördüm.

İki kez battım, canım yandı.

Ama beni ayakta tutan şey ‘Param var mı?‘ sorusu değil, ‘Oyunu seviyorum’ duygusuydu.

Üretmeyi sevmek.

Kurmayı sevmek.

Denemeyi sevmek.

Çünkü süreçle ilişki kuran insanın kimliği sonuçtan bağımsızdır.

Sadece sonuçla yaşayan insan ise sonuç şu veya bu nedenden gelmezse çöker.

Süreçle yaşayan insan üzülür ama dağılmaz, elinde hâlâ bir şeyler vardır çünkü:

 – Ritim.

 – Emek.

 – Disiplin.

 – Tekrar.

Bir de çocuk yetiştirme tarafı var bunun.

Biz çocuklara “Çok zekisin” demeyi severiz.

Ama bunun gerçekten iyi olup olmadığından çok emin değilim.

Çünkü çocuk kimliğini sonuç üzerinden kurarsa hata yapmaktan da korkar, korkabilir.

Oysa çabayı, denemeyi ve süreci övmek bambaşka bir dayanıklılık yaratır insanda.

Biz bunu MSA’da neredeyse her gün görüyoruz.

 – Tekniği iyi ama ışığı sönmüş insanlar var.

 – Tekniği yolun başında ama gözleri parlayanlar var.

Geleceği olan genelde ikincisi oluyor.

Çünkü o aslında sürece âşık.

Süreç her zaman romantik de değildir.

Bazen sıkıcıdır, bazen tekrarlıdır, bazen aynı şeyi defalarca yapmayı gerektirir, ama gelişim de tam olarak bu değil midir zaten?

Süreçle ilişki kurmayı, emeği bir ceza gibi değil, bilinçli bir tasarım gibi görmeyi öğrenmeli ve öğretmeliyiz değdiğimiz insanlara; anlatmalı, açıklamalı ve uğraşmalıyız.

Peki hadi biraz da şunu konuşalım: Bunu genç nesle nasıl öğretebiliriz?

Bence üç yerden:

  • Evde; sadece notu değil, çabayı konuşarak.
  • Okulda; sadece bilgi değil, ritim ve sorumluluk öğreterek.
  • Usta-çırak ilişkisinde; bir işin içine gerçekten sokarak.

Ancak ter kokusunu, tekrarın ağırlığını ve bir işi bitirmenin huzurunu yaşayarak, yorularak öğrenebilirler bunu.

Süreçle ilişki kurmak, hayata tutunmanın en sağlam yolu olabilir birey için, çünkü hayat her zaman sonuç vermez ama süreç her gün oradadır.

Sonuçlar gelir geçer, süreç ise insanın içinde kalır, iz bırakır ve hayat boyu işe, işine yarar.

İnsan kendini herhangi bir nedenle yeniden kurmak zorunda kalırsa da eğer, elinde kalan en kuvvetli şey bu ‘dayanıklılık’ olacaktır işte.