Mustafa Karaalioğlu: Niye hala yüzlerde kaygılı ve gergin bir ifade var?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Cumhurbaşkanı Erdoğan istekli, MHP Lideri Bahçeli zaten en büyük adımı en erken dönemde atmıştı… Ana muhalefet partisi CHP, CHP Lideri Özel çözümü istiyor… Muhalefetin çoğunluğu çözüm safında. Sürecin arka planındaki en önemli unsur olan MİT Başkanı İbrahim Kalın da sessiz ve soğukkanlı şekilde kervanı yürütüyor. Görüşme trafikleri, komisyonlar, ziyaretler, toplantılar, demeçler ve artık kalıcı bir çözüm için ne gerekliyse bunu yapabilme iradesi cesaretle ortayla konuluyor.

Bundan daha ferahlatıcı, gerekli ve üzerine titrenmesi gereken başka ne olabilir?

Peki, niye hala yüzlerde kaygılı ve gergin bir ifade var.

Çünkü adına “milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi” dediğimiz süreç bir yandan aksıyor. Süreç değil sürecin adındaki “dayanışma, kardeşlik ve demokrasi” kavramları öte yanda, durumun aslında hiç öyle olmadığını gösteren bir sürü gelişmeyle yaralanıyor. İstanbul belediye başkanı başta olmak üzere birçok büyük şehrin belediye başkanı, ilçe belediye başkanları, bürokratlar, siyasetçiler, gazeteciler hapiste. Çözüm sürecine ait olması gereken atmosferde, çözümün tersine bir siyaset mühendisliği fırtınası esiyor. Demokrasi ve hukuk; bir büyük problemin yükünden kurtulurken yeni ve daha ağır bir yükü omuzlamış sendeliyor.

Çözüm demek, bir sorunun yerine yenisini koymak değildir. Demokrasi bir yükten kurtulurken hemen yenisini sırtına vurmak hiç değildir. Biri biterken illa yerine bir başkasını koymamız gerekmiyor. Çözüm sürecinin kalıcı ve anlamlı olabilmesi için tam aksine her yerdeki engelleri ortadan kaldırmak zarurettir.

Ülke herhangi bir gerekçeyle, serbest ve adil seçim şartları ile eşit rekabet imkanı gibi en değerli siyasi tecrübelerden feragate zorlanamaz. Türkiye’nin ekonomiden eğitime, dış politikadan sınai üretime ve elbette yargıya kadar çözüm bekleyen birçok başka problemi var ve bunların aşılması için siyaset olabildiğince özgür olmak zorundadır. Fikirler ve öneriler serbestçe tartışılmalı ve ülkenin içinde bulunduğu halden çıkış için fikri ve vizyonu olan siyasetçiler baskı hissetmeksizin sahada olmalıdır; hapiste ya da mahkeme kapılarında değil.

Olmadık iddialar, akla hayale gelmeyen bağlantı senaryoları ve casusluğa varan kuralsız hamleler çözüm sürecini başarmak üzere olan bir ülkenin gündeminde yer alamaz.

Şunu da unutmayalım… Sonunda sandık olan bir yolda yapılan hiçbir baskının faydası da olamaz.

Mustafa Karaalioğlu’nun yazısı