Eğer mahkeme geçtiğimiz yılki kurultayı ‘mutlak butlan’ yani yok hükmünde diyerek iptal ederse bir önceki yönetim kendiliğinden görevine geri dönüyor.
Kılıçdaroğlu tam yetkili genel başkan oluyor.
Bu, kendi (eski) Parti Meclisi ve Merkez Yönetim Kurulu’nu çalıştırabilir, her türlü kararı alabilir demek.
İddia edildiği gibi ilçe kongrelerinden başlayıp 1-1,5 yıla yayılan bir süreçle delege sürecini başlatabilir.
Yeni bir kurultayı istediği kadar öteleyebilir.
Aday belirleyebilir, partiyi her yerde, her koşulda temsil edebilir.
Kılıçdaroğlu’nun görevi reddettiği senaryoda ise partiyi yönetecek bir mekanizma kalmaz.
Bu durumda mahkeme, partinin kendi üyelerinden oluşacak bir çağrı heyeti atar.
Buradaki kilit kelime: Üyelerinden.
Yani çağrı heyeti dışarıdan atanmış bir kayyum değil.
Partinin kendi üyelerinden oluşur.
Mahkeme atama yaparken tarafların önerdiği isimlere, bu kişilerin partiyle bağlarına, tarafsızlık, güvenilirlik gibi kriterlere, daha önce benzer görev alıp almadıklarına bakar.
Üstelik bu heyetin görevi 45-60 gün içinde kurultayı toplamaktan öteye gitmez.
Ne yönetimsel karar alabilir, ne basın açıklaması yapabilir.
Partiyi temsil edemez.
Bu, Türkiye siyasi tarihinin gördüğü en sınırlı yetkili mekanizmalardan biridir.
Ama bugün neredeyse bir ‘siyasi işgal’ gibi sunuluyor.