Bayramda semtten çıkmadım, semtimiz Beyoğlu. 30 sene sonunda belediye el değiştirince, semt de bir günde değişmişçesine, sanki ben yeni bir eve taşınmışım da hangi duvara hangi tabloyu asacağımın hevesindeymişim gibi pek de çıkasım gelmedi semtten ne yalan söyleyeyim. Aynı yerde yeniden başlama heyecanı uzak bir tatilden yeğ geldi.
Bu bayram Beyoğlu’dan kimse gitmediği gibi herkes de gezmeye buraya gelmiş gibiydi. Haliç kıyısında yürüyüş yapanlar, Karaköy’de karşılıklı vapur iskelesinde kalabalık, tramvay durakları iğne atsan yere düşmüyor. İstiklal insan seli akıyor. Gezmeye gelen heyecanlı ve hızlı hareket ediyor, semt sakininin adı üzerinde sakin, onlar semtin tadını çıkarıyor.
Anason İşleri’nin sosyal medya hesabında bir paylaşım gördüm: “Unutma bizi dolması, eski İstanbul meyhanecileri arasında yaygın olan bir Ramazan Bayramı geleneği. Osmanlı döneminde meyhaneler ramazan boyunca kapanırdı. Ramazan sona erdiğinde, genellikle bayramın ilk günü, her barba hatırlı müşterilerinin evine birer büyük kayık tabağı içinde midye dolması gönderirdi. İşte buna “Unutma bizi dolması” denirdi. Bu jest bir davet niteliği taşırdı. Yani kibarca “Meyhaneniz açıldı, bekleriz” denmiş olurdu.”
Osmanlı da öyle bir derya ki siyasal İslamcı dilinde bambaşka bir imparatorluk, tarihçiler elinde bambaşka. Tarihçilerin yazdığını dile getirmek cesaret bazen bu ülkede. Bu bayram yazılabildi diye şaşırdım, “Beni unutma dolması” hatırlatılabildi. Öyle yalan bir tedrisattan geçirdiler ki toplumun bir kesimini “Vay sen dini bayramımla meyhaneyi nasıl aynı cümle içinde yazdın, yüce Osmanlı’nın imanına sen dil uzattın” diye kıyametler de kopabilirdi. Üç kıta yedi denizde hüküm sürmüş imparatorluktaki çeşitliliği anlat anlatabilirsen.