Muhalefet bu kez, birleşme değil ayrışma konusunda uzlaştı. Bu tablonun oluşmasında Mayıs seçimlerinin belirleyici bir etkisi var. Rejimi yenme amacına ulaşamayan muhalefet aktörleri, yeni dönemde, mümkün olan en yakın zamanda rejimi geriletme stratejisini rafa kaldırarak CHP ile araya çizgi çekti. Kendi talep, beklenti ve ihtiyaçlarını ön plana alan muhalefet partileri, farklı seçeneklere açık, bağımsız pozisyonlara çekildi. Hal böyle olunca muhalefetin yerel seçimlerde, asgari müşterekte bir araya gelebileceği ortak bir hedef de kalmadı.
Siyasette iddialı olmak adettendir ancak planlar, muhtemel sonuçlar üzerinden yapılır. Her ne kadar DEM Parti ve İYİ Parti, İstanbul’da seçim kazanma hedefiyle aday belirlediklerini söyleseler de geleceğe dair yol haritalarını bu beklenti üzerinden şekillendirdiklerini varsaymak pek mantıklı olmaz. İki parti de İstanbul’da seçimi Ekrem İmamoğlu ya da Murat Kurum’un kazanacağını biliyor ve hem bu iki isimden birinin alacağı galibiyetin politik sonuçları hem de kendi oylarının karşılığı üzerinden biçimlenecek şartlar üzerinden strateji kuruyor. Gerçekte ne DEM Parti’nin ne de İYİ Parti’nin İstanbul’u kazanmak gibi bir planı var. 31 Mart gecesi başarının çıtası, partilerin özgül siyasal varlıklarını tasdik edecek bir oy oranıyla seçimi bitirmek olacak. Bu bir noktada anlaşılır çünkü CHP’nin başrolde olduğu siyasal mücadele, bu partileri ister istemez eritiyordu.
CHP’nin yeni yönetimi ise bir önceki dönemden kalan siyasi enkazın faturasını ödüyor. Hoş, partinin yönetiminin değişmesine vesile olan da bu enkazın kendisiydi. Ancak muhalefet bileşenlerinin rejimi yenme uğruna CHP’ye verdiği kredinin 14-28 Mayıs’taki seçim başarısızlığının ardından tükenmesi, daha en başında geniş bir yerel seçim birlikteliğinin oluşmasının önünde ciddi bir engel teşkil ediyordu. Özgür Özel liderliğindeki CHP de bu engeli aşamadı.