Başroldeki Deniz Celiloğlu'yla 'Kuru Otlar Üstüne': Bir ara setten çıkmak istedim

ECE PİROĞLU

ecepiroglu@diken.com.tr

@EcePIROGLU

Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Kuru Otlar Üstüne’ filminde ‘Samet’ karakteriyle bütün yükü omuzlarına alıp götüren Deniz Celiloğlu “Oynarken bir ara setten gerçekten çıkmak, Samet’i terk etmek istedim” diyor.

Ceylan’ın 76’ncı Cannes Film Festivali’nde ‘Altın Palmiye’ için yarışan ve Merve Dizdar’a ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü kazandıran ‘Kuru Otlar Üstüne’ 22 Eylül’de Adana Altın Koza Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini yapmasının ardından dün vizyona girdi.

Oyuncu kadrosunda Deniz Celiloğlu, Merve Dizdar, Musab Ekici ve Ece Bağcı’nın yer aldığı film, Erzurum’a bağlı ücra bir köydeki zorunlu hizmetinin son yılında umutla İstanbul’a atanmayı bekleyen resim öğretmeni Samet’e odaklanıyor.

Adana’daki prömiyerin ardından Deniz Celiloğlu’yla Nuri Bilge Ceylan (NBC) sinemasını, Samet’i ve umut etmeyi konuştuk.

Nuri Bilge Ceylan’la tanışıyor muydunuz, filmin kadrosuna nasıl dahil oldunuz?

Tanışmıyorduk, ben onun sinemasını biliyor ve çok seviyordum. Umarım bir gün filminde oynarım gibi fantezilerim vardı. Hatta o aralarda bu istek daha da yükselmiş ‘Keşke NBC gibi biriyle hatta kendisiyle çalışsam’ demeye başlamıştım. Bir gün bir telefon çaldı ve NBC’nin filmi için audition (oyuncu seçimi için deneme) teklifi aldım. Okuduktan sonra da ‘Tamam, bu benim yapabileceğim bir şey’ dedim. İki haftalık hazırlık sürecinin ardından seçmelere girdim ve başladık. Tanışıklığımız bu şekilde.

İlk defa bu kadar gerçek hikaye gördüm

‘Samet’le ilk tanışmanız nasıldı, neler hissettiniz?

Çok ben dedim. Samet’in birebir benzerliği değil ama. Karakter o kadar güzel çizilmiş, zengin katmanlı hale getirilmiş ki ben kendi korkularımı, endişelerimi Samet’in hiçbir deneyimini yaşamamış olsam da gördüm. Onun için ona bu kadar yakın olduğumu fark ettim. Öğretmen değilim, doğuda çalışmıyorum, yalnız bir hiçliğin içindeki coğrafyada değilim. Samet’ten hem o kadar uzağım hem o kadar da yakınım ki çünkü dertlerimiz aynı. Sadece bu dertler farklı bedenlerde. Hocanın da hep söylediği gibi: ‘İnsanın her zaman her çağda her dönem aslında hiç değişmediği…’ Ben ilk defa bu kadar gerçek bir hikaye gördüm.

Sahnede ne yaptığımı bilmiyorum

NBC sinemasının bu zamana kadarki en karanlık karakterine hayat veriyorsunuz… Bu role hazırlanma süreci nasıldı?

Sahnede ne yaptığımı ben de bilmiyorum. Orada zaten özellikle bir şey yapmıyorsun. Zayıflamaya çalışmak gibi düşünebiliriz. Koşu bandında koşuyorsun koşuyorsun ama hemen kilo vermiyorsun bir süre daha koşmaya devam ettikçe kendini zayıflamış bulacaksın. Sete çıkmadan önceki hazırlık aşaması da bu koşu bandının üzerindeki gibi. Hazırlığın çok karmaşık süreçleri var. Okuyarak, izleyerek, bazen hiçbir şey yapmadan boş boş tavana bakarak hazırlanıyorsun. Sonra sete çıkıyorsun ve akıp gidiyor… Bilinçaltı bir süreçle de eşdeğer giden bir şeymiş oyunculuk. Ama böyle bir rolün bu şekilde hayat bulabilmesinin sebeplerinden bir tanesi de benim çalışmak için gerçekten çok zamanım vardı. Tekst (metin) bana sekiz ay önce geldi.

Bir aylık hazırlanmayla olacak iş değildi

Normalde süreler nasıl, böyle bir zaman tanınmasaydı farklı mı olurdu?

Normalde Türk sinemasında bu ekonomik yaratım koşulları içinde bir oyuncuya 15-30 gün kadar süre verilir. Yani böyle olmazdı. Ben Cannes’a götüremezdim kendi kişisel oyunculuğumla bunu. Orada konuşturamazdım böyle. Yaptığım işe dışarıdan bakabiliyorum ve izlediğimde o kadar katmanlı bir şey görüyorum ki. O rolün bu hale gelmesinin sebebini ise kendi içimde buralarda görüyorum. Gerçekten bir aylık hazırlanmaya olacak iş değildi.

NBC “Yazdığımız en uzun senaryoydu” dedi bu film için, sete çıktıktan sonra senaryoda değişiklikler oldu mu?

Senaryo değişmedi. Çekim sırasında doğaçlamalar oldu ama elimizdeki senaryoyla çıktık sete ve içinde ne yazıyorsa onu çektik. Ufak tefek küçük doğaçlamalar, anlık gelişen eklemeler tabii ki oldu ama genel anlamda bütün senaryoya sadık kaldık.

Tartışma konusu yaptığı için NBC sineması değerli

NBC Samet’in kötü bir karakter olmadığını söyledi ama izleyiciler aynı fikirde değil, peki sizce Samet kötü mü?

Bu sorunun üzerinde ben de hala çalışıyorum. Bu soru oyuncunun bir karaktere yaklaşmasındaki en kritik yerlerden biri zaten. Şu an ben oynadığım karakteri bu gibi sıfatlarla mı anlamaya çalışıyorum. Kötü. Ben karaktere bir annenin çocuğuna yaklaştığı gibi yaklaşıyorum. Bir anne çocuğuna ‘kötü bu çocuk’ demez onu her haliyle anlamaya, sevmeye çalışır. Ben de karakteri tanımaya, onu anlamaya çalışırken seyircinin baktığı gibi bakamıyorum. Sonra da bakamıyorum çünkü onu artık tanımış oluyorum. Evet, dışardan beni çok zorlarsan eğer ‘Şimdi yaptıkları ortada o eylemi nasıl değerlendirelim’ dersen bile bu kadar direkt sıfatlarla yaklaşamıyorum. Ama zaten bu gibi sorunsalları tartışma konusu yaptığı için NBC sineması değerli. Ben de bu ruhunu bozmak istemediğim için böyle bir cevap veremiyorum. Çünkü kendi sinemasında, kendi karakterleri için bu kadar keskin yargılarda bulunmayan bir yönetmenin ardından şimdi ben karakteri buralara indirgeyemem. NBC sinemasının kendi karakterlerine yaklaşımında bu yöntem yok, onlara bu tarz sıfatlarla yaklaşmak.

Samet çizgiyi aşıp aşmadığını bilmiyor

Samet öğrencisiyle ilişkisinde o ince çizgiyi aşıyor mu?

Çizgiyi kimin nereye çektiğiyle, çizginin aşılıp aşılmadığını tartışabiliriz. Samet’in sıkıntısı şu, onun perspektifinde bir çizgi aşımı var mı yok mu bilmiyor. Bu ona sonradan ‘Sen çizgiyi aştın’ ya da ‘Sen şu an tehlikeli sularda yüzüyorsun’ diyerek söyleniyor. Ahlak sorgulamasına itildiği yerler mesela kendi eylemlerinin sorgulanmasına itildiği yerler de olabilir. Toplumsal varlıklar olarak bir yerde varlık gösteriyoruz. Kenan da diyor ya ‘abi her coğrafyanın kendine göre kuralları var burada böyle şeyler yapamazsın’ Samet’in de ona bir cevabı var. Filmin sonunda Samet’in Nuray için kaleme aldığı yazıyı duyuyoruz. Bazı şeyler Samet’i bu ilişkiyi kafasında nasıl kurguladığı, sınırların kendi dünyasında ne anlamlara geldiği üzerine düşünmeye itmiş demek ki. Zaten başka türlü düşünmeye izin vermeyen bir hikaye ve senaryodan bahsediyoruz. Bu sorduğun soruların senaryoda olmayan cevaplarını ben oyuncu olarak sana veremem. Çünkü zaten ben de aynı karmaşıklığı yaşıyorum. Bugün seyircinin perdede izlemediği bir şeyin cevabını veremem. Samet, Sevim’e nasıl baktı, ne hissetti, Nuray kalbinde nerdeydi? Bunları Samet de bilmiyor. O kadar gerçek olmasının güzelliği de bu.

Mahmut kadar geç kalmayacak, Aydın kadar kaybolmayacak

Samet İstanbul’a dönse de mutlu olamayacak sanki, ne dersiniz?

Olacak. Hemen olamayacak sadece. Hayatta verdiğimiz kararlar gibi. Değişmek, artık o eski halimizden kurtulmak istiyoruz ama bu hemen ertesi gün değişeceğimiz anlamına değil, değişmek istediğimiz anlamına geliyor. Samet de İstanbul’a döndüğünün hemen ertesi günü değişmeyecek, mutlu olmayacak ama mutlu olmak istiyor. Bence mutlu da olacak. Özellikle de ‘Uzak’taki Mahmut kadar geç kalmayacak, ‘Kış Uykusu’ndaki Aydın kadar kaybolmayacak, ‘İklimler’deki İsa kadar kendiyle yüzleşmekten bu kadar kaçınmayacak. Bana mutlu bir gelecek tahayyülü varmış gibi geliyor Samet’in. Kurtuluşa daha yakınmış gibi. Bu benim kurguladığım. Filmin sonundaki kuş mesela… Bir kuş uçuyor ve Samet o kuşun arkasından bakıyor.

Sert liberal olduğunu düşünmüyorum

Nuray’la Samet’in masadaki tartışma sahnesinde karşılıklı kurdukları cümlelerin hepsi iz bırakıyor…

Orada güzel bir replik var Samet’in söylediği ‘Tarih bana umut etmenin yorgunluğunu çağrıştırıyor.’ Bir de Samet’in altını çizerek belirttiği bir özgürlük kavramı var. Karşısında ise Nuray’ın temsil ettiği daha çoğulcu, dayanışmayı öncüleyen bir düşünce kanonu var. Sanki orada biraz da düşünceler, karşılıklı bakış açıları, hayat görüşleri çarpışıyor. İkisini de haklı buluyorum ben. Bugün Nuri hoca ‘Karakterlerin her söylediği şeye inanmayın’ dedi. Bu çok kritik bir cümle. Samet örneğin, aslında Nuray’ın söylediği şeylerin çoğuna katılıyordur ve hatta onları uyguluyordur da ama bazen böyle gelir ya. Bir tarafı seçersin ve çok radikal bir şekilde patır patır orada kendini daha üstün çıkarmak, tartışmayı kazanmak için belki de söylemeyeceğin şeyleri söyleyip, olmayacağın bir tavra bürünebilirsin. Ama Samet her ne kadar Nuray’a taban tabana zıt gibi gözükse de bu adam dört senesini doğudaki zorunlu hizmete vermiş. Daha önce de gidebilirdi, hiç gitmeyebilirdi de yani o kadar da Nuray’ın bahsettiği gibi sert bir liberal olduğunu düşünmüyorum. Bazen öyle olur…

Samet’in sert bireyciliğini Nuray’ın aşırı toplumculuğu yarattı

Nuray’ın toplumculuğu karşısında Samet’in bireyciliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Evet bireyci, bireycilikte bir beis de görmüyor bence Samet. Bazen karşınızda o kadar fazla, o kadar sert bir şekilde bir unsur ya da kavramı savunurlar ki siz o sertliğin karşısında birden kendi değerlerinizi bir o kadar sert savunurken bulunursunuz. Belki de Samet’in bu kadar sert bireyciliğini Nuray’ın aşırı toplumculuğu yaratmış olabilir. Nuray bu kadar ‘toplum, toplum’, ‘toplumcu dayanışma’, ‘Sen hiçbir şeye inanmıyor musun’ dedikçe Samet de bir dakika diyor. Yani biraz da Nuray, Samet’i yaratıyor. Ben seviyorum ya bu insanlara başka türlü bakabilmeyi. Söylemlerinin, sözcüklerinin arkasına geçebilmeyi. Biraz daha esnek, daha yumuşak, daha kapsayıcı bakabilmeyi… Sonuçta bir yerde de bunlar gerçek karakterler değil kurgu ve orada bize bir duygu yaratmak için varlar. Onları topa tutmak, yargılamak için değiller.

Samet bencil, ahlaksız Nuray ne kadar güçlü bir insan. Onun değerleri bunun değerleri diye yarıştırmak için izlemiyoruz biz filmleri. Samet’i tanımış olmak, onun içine girdiği ilişkileri, Nuray’ı tanımış olmak, bu hikayeye tanık olmak bize ne hissettirdi? Biraz daha üst okumalar, üst duygulanmalar arayışında olmamız lazım. Yargılar dağıtmak çok kolay, bunları zaten karakterler yapıyorlar birbiri hakkında. Biz bence hikayelerin, karakterlerin, diyalogların üzerine çıkabilen bir sinema okuması yapmanın yollarını aramalıyız.

Samet’i terk etmek istedim

Filmde daha önce NBC sinemasında görmediğimiz bir sahne görüyoruz, NBC’nin bu biçimsel numarasını nasıl buldunuz?

Çok seksi. Bu kadar güzel, bu kadar hoşuma gitmesinin sebebi de illa bir şeyi temsil ettiği ya da göstermediği için. Çok hoşuma gitti, heyecanlandıran bir şeydi. Benim için bir kaç anlamı da var. Biraz romantik ama bir tane anlamı da şuydu: Sıkıldım oynamaktan, şu an bu duygudan sıkıldım, çıkmak istiyorum diyen ve gerçekten seti terk eden bir oyuncu. O kadar zor bir psikolojik baskısı var ki bu rolü oynarken bir ara setten gerçekten çıkmak Samet’i terk etmek istedim. İzlerken de bana bu duyguyu hissettirdi. Yönetmen için bu bir yabancılaştırma tekniği, Brecht’in bulup tiyatroda kullandığı. Amacı ve derdi de aynı zaten. Seyircide kırılma duygusu yaşatmak. Bak bu izlediğin şey film, bu kadar da özdeşleşme dediği bir şey.

Orada bir şey içiyor Samet, neydi o?

Hap içiyor. Viagra olduğunu düşündüğümüz. Burda da anlamlar bulabilirsin, çok anlama gidiyor. Neden o viagrayı alıyor? Samet için bir sürü sebebi olabilir. Belki de baş ağrısı ilacı alıyor bilemeyiz çünkü hiç onu vermiyoruz.

Ben bunu çok bekledim

Röportajı yaparken de ara ara tebrik için gelen izleyiciler oldu, nasıl hissediyorsunuz?

Çok acayip ya. Ben böyle bir duygu yaşamadım hiç. Daha önce çok anlık, kısa tiyatrodan hatırlıyorum. Ama galiba bunu ben çok bekledim. Üç senedir bunu bekliyorum. Ne olacak, nasıl alımlanacak. Önemli olan birazcık da bizim klan dediğimiz sinema, oyunculukla, hikaye anlatıcılığıyla ilgilenenlerin düşüncesi. Çok daha başka yerden bakacak insanlar oldukları için onların gözünden nasıl görünüyor acaba diye çok merak ettim. Burası bir ön prova oldu işte. Çok çok güzel tepkiler verdiler insanlar inanılmaz mutlu oldum.

Çok zor koşullarda çektik

NBC ile film çekmek nasıldı peki, set nasıl geçti?

Çok uzun bir süreç olduğu için böyle kapanıp bir kampa girmek gibi. Kapalı bir dünya, kapalı bir zaman algısı. Orasının kendi ritmi var. Ben buraya kendimi soktum, bu bitene kadar buradayım, buradan da çıkacağım sonra diye. Böyle baya etrafımda sanki bir NBC film kuşağı gibi bir şey vardı ve ben balonun içindeydim. Psikolojik ve fiziki açıdan çok zorlayıcı tarafları oldu. Çok zor koşullarda çektik çünkü soğuk, kar… Ama genel anlamda çok hep çok yüksek bir enerjide geçti. Hep bir gerginlik, bıçak sırtı, yüksek stres halindesin. Teyakkuz halindeki beden ve ruh hali. Sorun yaşanmadı yönetmen ya da oyuncularla. Çok uyumlu bir ekibimiz vardı. Başarımızdaki ana etmenlerden bir tanesi de bu zaten. Çünkü oyunculuğun bu kadar çok önemli ve ön planda olduğu bir projede oyuncular arasındaki bu uyumun varlığı çok önemli bir şeydi. Bana ulaştırılmış bir tebrik ve başarının yarısı benimse diğer yarısını da ekip arkadaşımla paylaşıyorum. Hayat gibi acısıyla tatlısıyla dolu dolu bir set geçti.

Cannes günlüğü: Yalnız ve yorgun bir ülkede ‘Kuru Otlar Üstüne’