Alınganlığı ve muktedirken bile mağdur olabilme becerisiyle nam salan Anadolu muhafazakârlığı, Ebrar’ın Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamid’e göndermede bulunduğu görüşündeydi. Türkiye tarihinin en önemli sportif başarısına ulaşmaya hazırlanırken, yerliliği ve milliliği dilinden düşürmeyen bu zevat, sırf kendi dünya görüşleriyle uyuşmuyor diye Ebrar’ın milli takımdan kovulmasını, hatta Türkiye’nin Sırbistan’a kaybetmesini diledi. Neticede onların istediği olmadı ve memleket kazandı.
Gerici zihin dünyasının asıl derdi ise Ebrar’ın şahsı ya da cinsel kimliğiyle sınırlı değildi. İşin özü, kadınlardan eve hapsolmalarını bekleyenler, “Osmanlı torunları”nın şortlu kadınlar tarafından temsil edilmesini yediremiyorlardı kendilerine. Kadın dediğin çocuklarının anası, kocasının zevcesi olmalıydı. Kadının rolü erkeği tamamlamak, ona hayatı kolaylaştırmaktı. “Edepli” giyinmeli, çoğunlukla susmalı ve dizini kırıp oturmalıydı. Nasıl olurdu da saçı başı açık, şortlu ve hür iradeli kadınlar Türkiye’yi temsil edebiliyordu? “Türk kadını” deyince akla gelen imaj nasıl kadın voleybolcular olabilirdi? Onların takıldığı esas mevzu buydu. Ebrar ise onlar için “kolay hedef”ti. Bazı gazetelerin şampiyonluğu görmemeleri de bu köhne bakışın yansımasıydı.