Rejim, ekonomik kriz karşısında toplumun, kendi tabanı dahil büyük çoğunluğunu değil, çok dar bir sermaye fraksiyonunu korumayı seçti. Uluslararası finans-kapitale bağımlı bu fraksiyon, yabancı sermaye girişini teşvik etmek için öncelikle faizlerin yükseltilerek “kemer sıkılarak” enflasyonun denetim altına alınmasını istiyor. Ancak ülke ekonomisinde, üretkenlik ve üretim artmaz, gelir dağılımı (tüketici talebi) iyileştirilemezse yabancı sermaye girişi yalnızca kısa dönemli ve spekülasyon amaçlı olur. Bu tip sermaye girişi, yüksek faiz ve “kemer sıkma” politikalarıyla zaten kurumakta olan “artık-değer havuzunun” boşalmasını hızlandırır. Havuz boşalınca da bu sermaye arkasında, 1994, 2001 krizlerinde olduğu gibi kocaman bir “kara delik” bırakarak ekonomiden çıkar.
Bu “kara delik” yaratan süreç ilerlerken yüksek faiz, “kemer sıkma” politikaları, iflasları, işsizliği ve yoksullaşmayı daha da artıracaktır. Yüksek faiz, “kemer sıkma” politikası, inşaat sektörünü (rant ekonomisini) ve yüksek sıcaklar, kuraklık, orman kıyımı da tarımı, kıyısına geldikleri uçurumun içine itebilecektir. Bu “kara delik” ile bu “uçurumun” birleştiği noktada ekonomik kriz bir toplumsal patlama yaratabilir. O zaman rejim karşıtlarının öfkesi, rejim yandaşlarının öfkesiyle birleşirse rejimi suçlayan bir muhalefet dalgası yükselerek “tsunamiye” dönüşebilir.