“Türkiye’yi daha önemli kılma” politikası, 4-5 yıldır da Kafkas petrollerinin mutlaka Türkiye’den akıtılmasını sağlama çabalarıyla doruğa tırmandı. Önce, birçok köşe yazarı ve politikacı, Kafkas petrolleri Türkiye üzerinden dünya pazarına açılırsa, Türkiye’nin köşeyi döneceğini pompaladılar kamuoyuna.
Sonra ortaya çıktı ki bu petrollerden yıllık kazancımız, kira bedeli olarak 150 milyon dolar civarında olacak. Öyle ki petrol şirketleri petrol hattının iki milyar dolarlık maliyetini de Türkiye’nin sırtına yıkmaya çalışıyor ve politikacılarımız da bu bedeli ödemeye hazır gözüküyor.
Amaç ne? Tabii yılda 150 milyon dolar kazanç değil. Amaç Türkiye’yi Batı için daha vazgeçilmez kılmak, stratejik bir ürünle coğrafi vazgeçilmezliğimizi pekiştirmek. Sonra da bunun nemalarını yemeye çalışmak.
(…)
Kötü ve zararlı olan, bir ülkenin kalkınmasını öncelikle kendi gücüne dayandırması gerektiği ilkesi ve gerçeğini siyasal liderliklerin her zaman unutmasıdır.
Kötü olan, bu gerçeğin yerini “Dış ilişkilerde kendini önemsetme politikası ile ekonomik bakımdan var olmaya çalışmak” politikasının alması ve Türkiye’nin kalkınmasının buna bağlanmasıdır.
Türkiye, ne yazık ki böyle bir devlet anlayışının, politik yönetim ve basın yazarlığının kıskacı içindedir.