Kurtuluş Savaşı sonrasında egemenliğin halkın olduğu temeline dayanan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet, temel değerleriyle kurban edildi.
Bir kez daha anımsatalım: O değerler, çok özet olarak, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü; buna dayalı kamu yönetimi ve kurumlaşma; kadın-erkek eşitliği; laik, bilimsel eğitim ve barıştır.
Her biri bir başlı başına birer varlık olmakla birlikte, insanlığın gelişmesinin temeli ya da “insanın bedeni ve aklıyla özgürleşmesinin” esası olan bu değerler, biri birini
tamamlayan bir “kültürel bütündür”. Örneğin, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü olmadan, özgürlük de barış da olmaz. Eşitlik anlayışı egemen kılınmadıkça kadın özgürleşemez; laik, bilimsel eğitim, her türlü ekonomik ve toplumsal gelişmenin temelidir.
Cumhuriyet’in değerlerinin yok edilmesi, ekonomik ve toplumsal geri kalmışlık ve giderek yıkımdır.
Başkanlık ve Meclis seçimleri, esas olarak bu değerlerin karşıtları tarafından yaklaşık yüzde 52 bir oyla kazanıldı. Yalnızca “sandık” ile başlayıp sandık ile biten bir seçim sonunda “kazanan” gerçek anlamda “her şeyi” aldı; “kaybeden” yüzde 48 ise “her şeyi” yitirdi.