Bitmeyen kavga: Göçmenler

SEDA ALÇINAR*

@SedaAlcinar

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda pazarlık konularının en başına yerleşen göçmenlerin geri gönderilmesi sorunu, muhalefetin seçim ihlallerinden önce açıklama yapmak zorunda bırakıldığı bir mesele haline geldi. Seçmen kütüğüne kaydedilen kimliklerinin yasadışılığına isyan etmeden önce en az oyu alan adayın vaatlerinin okşanması çok erken başlanan ‘yükselen ırkçılık ve milliyetçilik’ tartışmasına yol açtı.

Irkçılık yükseldi mi yoksa büyük bir tezgâhın suni verileriyle mi oyalanıyoruz bunu bilmemiz şu anda mümkün değil. Şaibeli veri girişlerine dair yüzlerce itiraza rağmen Meclis seçimleri de tamamlanmış görünüyor ancak ilk turda psikolojik sınırda kalan seçimde göçmen oyunun oranı hala belirsiz. Hiç Türkçe konuşamayanların vatandaş olup Erdoğan’a kendi dilinde övgüler ve minnet sunanların oy kullanması karşısında öfkelenen yurttaşlar ne kadar haksız olabilir ki. Tıpkı savaşın ortasında, ölmekten, tecavüzden, işkenceden kaçan, yersiz yurtsuz kalan insanlar gibi.

Avrupa’nın göçmen filtresine dönüşen Türkiye’de sığınmacılar ve göçmenlerin asayiş ve artan nüfuslarına dair tartışma seçim süreciyle birlikte vatandaşlık ve seçmenlik meselesine dönüştü. Kontrolsüz kabul edilen, kayıtsız ve düzensiz halde kendi başının çaresine bakmaya itilen göçmenlerin sayısı tam olarak bilinmiyor. Bu göçmenlerin kaçının son seçimlerde vatandaş statüsünde oy kullandığını da bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir diğer şey de verilen kimliklerin yasal olup olmadığı. Belki seçimlerden sonra bu soruların cevabını öğrenebiliriz ama asgari yeterlilikte Türkçe konuşabilme şartını taşımayanların oy kullandığı son seçimlerde göçmenlerin artık bir suçun dolaylı öznesi haline geldiğinden şimdi bahsedebiliriz: oy karşılığında vatandaş olan göçmenler seçim suçlarına sürüklendi.

İktidar tarafının ‘Geri göndermeyiz‘, muhalefetin ‘Gidecekler‘ diye ayrıştığı tartışmanın insancıl hukuka dair değil, birinin oy kaynağına diğerinin milliyetçi seçmene yönelik tavrından doğduğu çok açık.

Peki yasadışı seçmen olarak yeni bir nefretin muhatabı olmaya aday olan göçmenleri, yurttaşlar bağrına basacak mı? Bu önemli sorunun cevabını da seçimden sonra yaşayarak öğreneceğiz. Ancak seçimlerin meşruiyetine gölge düşüren göçmen-seçmenlerin de yerli halkların da kısa sürede huzura erişmesi mümkün görünmüyor. Sebeplerine kısaca göz atalım.

Göç ve suç

Sınırın yasadışı geçilmesiyle başlayan yeni hayat başta barınma, yeme-içme, çalışma, giyinme gibi ihtiyaçların temininin zorluğuyla devam ediyor. İltica, sığınma ya da yasal göçmenlik şartlarını taşımayan yabancılar, sınırdışı edilme korkusuyla kaçak yaşamaya başlıyor. Diğerleri de düzenli ya da düzensiz göçmen olarak kamp dışındaki hayata uyum sağlamaya çalışıyor ama ne olursa olsun bu insanların ikinci sınıf olma hali hiç son bulmuyor. Dil, mezhep, kültür, cinsiyet gibi keskin ayrımcılık ve dışlanma sorunlarına eklenen yoksulluk göçmenliğin bir ‘suç nedeni’ne dönüşmesine sebep oluyor. Bu fikre şiddetle karşı çıkan hümanist teorisyenler böyle bir etiketlemenin neden olacağı ihlalleri isabetle tespit etseler de ne yazık ki bu risk coğrafi ve ekonomik koşullar da dikkate alınınca ikincil düzeyde kalıyor.

Ne göçmenlik ne de yerli sorunlar tek başına ikna edici olabilir fakat Türkiye örneğinde yoksulluğun, etnik ve mezhepsel çatışmaların, cinsiyet ayrımcılığının ve sıradanlaşan şiddetin yol açtığı suçluluğun en kolay içine alabileceği grup kuşkusuz göçmenler. Hem mağdur hem de fail olmaya bu kadar yakın olan göçmenleri kırılgan bir kitle olmaktan çıkaracak hiçbir politik mücadele verilmemesi ve hiçbir sosyal projenin yaygınlaşmaması önümüzdeki yılların en temel sorunlarından biri olarak büyümesine rağmen göz ardı ediliyor. Epeydir ‘ithal suçlu‘ gibi görülen göçmenlerin belirsiz bir geleceğe terk edildiği gerçeğiyle yüzleşmekte maalesef geç kaldık.

Ceza adalet sisteminin negatif seçiciliğinin merceğindeki göçmenlerin yerel unsurlarla birleşen koşulları onlara adil ve refah bir gelecek vadetmiyor. Aslına bakarsanız bu vaat Türkiye’de yaşayan herhangi bir yurttaş için de mümkün görünmüyor. Çatışmanın tek sebebi umutsuz bir geleceğin paylaşılamaması olmasa gerek.

Dozunu hiç kaybetmeyen milliyetçiliğin yerli hedeflerine eklenen göçmenlerin hayatta kalabilmek için nasıl bir çıkış yolu bulacaklarını hep birlikte göreceğiz. Bunu tek başlarına yapacaklar çünkü geçmiş 10 yıllık deneyim gösterdi ki Türkiye’nin resmi bir göçmen politikası yok.

İmkânsız entegrasyon

Göçün hem göç edenlere hem de yerli halklara yönelik olası olumsuz etkilerini en aza indirmenin yolu göç edenleri en hızlı biçimde yeni ülkelerine entegre etmektir. Dil, eğitim ve çalışmayla başlayacak süreç sosyal uyumlaştırmayla devam eder. Ancak Türkiye’nin herhangi bir göç politikası ya da göçmen entegrasyon çalışmasının olmadığını biliyoruz. Asimilasyona karşı gelişen çokkültürlülük ve diaspora kavramları henüz teorik düzeyde. Görünen ve bilinen bir entegrasyon çalışması henüz yok. Durdurulamayan bir akına dönüşen göç, uluslararası pazarlık konusundan öteye geçmiş değil. Doğu ve güneydoğu sınırlarının davetkâr biçimde açılması ve sayısal olarak fazla olduğu görülen erkek göçmenlerin kaçak ve düzensiz biçimde tüm ülkeye dağılması entegrasyonu imkânsız hale getirirken iktidarın bu ‘başıboş‘ kitleye tutunmasının önemli siyasi hesaplara dayandığı çok açık. 

Göçmenlerin Erdoğan sempatisini, daha iyi bir ifadeyle hayranlığını ise ilk olarak ümmetçilikle açıklamak mümkün. Din ve mezhep birliğinin dayanışması olarak gördükleri süreç, onlar için siyasi sınırların zaten olmadığı bir İslam birliği mücadelesi. Bu bakımdan doğal lider olarak gördükleri Erdoğan onlar için koruyucu bir güç demek.

Ayrıca göç sonrası başka hiçbir iktidarı ve lideri tanımamış olmaları ve hepsinin ikna olduğu ‘Erdoğan giderse bizi yaşatmazlar‘ fikri adeta bir kader ortaklığına dönüşmüş durumda. Bu bakımdan da göç meselesini Erdoğan’a bağlayan muhaliflerin Erdoğan antipatisinin simgeleştiği alanlardan biri haline gelen göçmenlik bu haliyle de kaçınılmaz bir kutuplaşma alanı. Birinci sınıf yurttaşlığın avantaj sağladığı çatışma, sokakta, okulda, hastanede kısacası her yerde yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecek.

Konut, iş ve güvenlik krizine dönüşen göçmenlik bugünlerde seçim ajandasının en üstünde duruyor. Milliyetçi oylar uğruna feda edilecek hayatlar bir yanda tek kelime Türkçe bilmeyen ve herhangi bir yasal dayanağı olmadan vatandaş olanlar diğer yanda.

Seçim sonucunu belirleyecek sayıda yeni seçmen olup olmadığını bilmemek dahi seçimi yasadışı hale getirmeye yeterliyken mevcut iktidarın seçimi kazanması halinde seçim yok hükmünde sayılacak mıdır ya da muhalefet seçimi kazanması halinde vadettiği kontrollü geri göndermenin sosyal ve hukuksal açmazlarını şimdiden hesaplamış mıdır, bilmiyoruz. Şimdilik bildiğimiz önümüzdeki 10 senenin gündeminin göçmenler olacağı.

Bir hafta sonra ülkenin yönetimine hak kazananların entegrasyon ve kontrollü geri gönderme üzerine çok yoğun ve çok hızlı çalışmaya başlaması gerek, tabii ağır enflasyonu, işsizliği, adaletsizliği ve siyasi krizleri aşabilirlerse. 

*Avukat