Deprem bölgesinde bina ve altyapı yatırımları yetmez, kalkınmayı iyileştirmek gerek
D

*PELİN YENİGÜN-DİLEK

6 Şubat depremleri 10 şehirde çok büyük bir insan kaybı ve hasara sebep oldu. Şu andaki amaç hızlı bir şekilde acil ihtiyaçların karşılanması; fakat kısa-orta vadede bölgedeki hasarın telafisi için yatırımlara başlamak gerekiyor.  

Deprem bölgesindeki illerde hasarın boyutu farklı. Dünya Bankası’nın hesapladığı 34 milyar dolarlık hasarın önemli bir kısmı Hatay, Malatya, Adıyaman ve Kahramanmaraş’ta. Hasarın en yüksek olduğu Hatay’da, yapı stoğunun yüzde 40’ı ağır hasarlı. Bu rakamlar, bu iller başta olmak üzere, ciddi miktarlarda yatırım yapılması gerektiğini gösteriyor. 

Ekonomik aktivitenin bazı illerde durma noktasına gelmesi ve göçlerin kalıcı olması durumunda bölgeye 34 milyarın doların üstünde yatırım yapılması gerekecek. 2021 hesaplarına göre 10 ilin ekonomik büyüklüğü yıllık 75 milyar dolar. Bölgenin tekrar imarı için önümüzdeki beş yıl içinde ekonomik büyüklüğünden daha fazla yatırım gerekeceği hesaplanıyor. 

Hızlı hareket etmek önemli, fakat bölgedeki hasarı sadece fiziksel yatırımlarla telafi edebileceğimiz yolundaki bakış açısı, fazlasıyla finansal ve tek boyutlu.

Sosyal ve ekonomik farklılıklar

Deprem bölgesindeki illerin, Türkiye’nin ortalamasına göre önemli sosyal ve ekonomik farklılıkları var.  Bunların birkaçını anlatmak, sadece fiziksel yatırımları önceliklendiren bir ekonomik planın neden yeterli olmayacağını gösterebilir:

  • Bölgede hem uluslararası göç çok yoğun. İnsan devinimi çok hızlı.  Türkiye’deki yaklaşık 3.5 milyon geçici korumadaki Suriyelinin 1.7 milyonu deprem öncesi bu bölgedeydi. Öte yandan, bölgedeki tüm iller son 10 yıldır ortalama yüzde 5 civarında Türkiye’deki diğer illere iç göç veriyor.
  • Bölgedeki kayıt-dışı ekonominin oranı çok yüksek.  Bu nüfus deviniminin hızlı olmasıyla ilişkili de olabilir. Türkiye ortalaması yüzde 29 iken, 10 ilin kayıt dışı istihdam ortalaması yüzde 38. Kadınların kayıt dışı istihdam oranı yüzde 50 civarında.  
  • Benzer bir şekilde, kadının işgücüne katılımının en düşük olduğu illerden bazıları deprem bölgesinde. Bölge ortalaması yüzde 28; fakat Şanlıurfa ve Diyarbakır’da bu oran yüzde 18’e kadar düşüyor. İşgücüne katılım oranının AB ülkelerinde yüzde 70 civarında olduğunu hatırlatalım. Eğitim verileri de kadın-erkek farkının bölgede kadınların aleyhine yüksek olduğunu gösteriyor.  
  • 2021 sonu itibarıyla, 10 ildeki kişi başı yıllık ortalama gelir 5 bin 559 dolar.  Türkiye ortalamasının yüzde 42 altında. En yüksek kişi başı gelir 7 bin 819 dolarla Gaziantep’te, en düşük 3 bin 12 dolarla Şanlıurfa’da.  
  • Gaziantep ve Osmaniye’yi çıkarırsak bölgedeki illerin 2007-2019 büyüme ortalaması yüzde 5’in ve Türkiye ortalamasının altında. 2015 sonrasında yavaşlama daha belirginleşiyor. 
  • Fakat daha çarpıcı veriler, işgücü büyümesindeki kaynağı ulusal, sektörel ve bölgesel faktörlere göre ayırdığımızda ortaya çıkıyor.  Bölgedeki illerin işgücü sayısında 2008-2019 dönemindeki artışın yüzde 90’ı Türkiye ekonomisindeki büyümeden kaynaklanıyor.  Bölgesel faktörlerin katkısı yüzde 10 civarında. Gaziantep’i ortalamadan çıkarırsak bölgesel faktörlerin işgücü değişimindeki etkisi daha da azalıyor.  
  • Sektörel işgücü dağılımı, düşük teknolojik imalat ve düşük bilgi yoğun hizmet sektörlerine işaret ediyor.

Bu veriler, bölgedeki ekonomik büyümenin itici gücünün içsel değil, daha fazla ulusal olduğunu gösteriyor. Türkiye büyümesi dışsal faktörlerle ya da diğer bölgelerdeki, sektörlerdeki dinamiklerle yavaşladığında bu bölgedeki illerin de büyüme potansiyeli yavaşlıyor. 

Bu haliyle, bölge illeri Türkiye ekonomisinin büyüme dinamiklerine Türkiye’deki diğer bölgelere göre daha fazla bağımlı. Bu yüzden de ortalama büyüme ve gelir rakamları Türkiye ortalamasının altında.

Kapasite artışına odaklanılmalı

Merkezi hükümet ve uluslararası finansman kaynaklı bir fiziki yatırım atağı, bu bölgenin yerel altyapı ve bina stoğunu artırabilir; fakat kalkınmanın iyileşmesine sebep olabilmesi için, aynı zamanda bölgenin kapasite artışına da yatırım yapılması gerekiyor.

Kapasite artışı her türlü yerel kaynak avantajının, verimli bir bilgi ağıyla büyüme ve kalkınmaya dönüşmesinde katalizör etkisi yapar. Yani işgücüne daha yüksek katılım ve daha yüksek bilgi düzeyi, girişimcilik kapasitesi, işbirliği kültürünün gelişmesi, kamu-özel sektör ve sivil toplum arasındaki anlaşma becerisinin artması, her fiziki yatırımın uzun vadeli sürdürülebilir büyümeye ve kalkınmaya dönüşmesinde yüksek çarpan etkisi yapar. 

Yeni bir kalkınma fırsatı harcanmasın

Eğer yerel kapasite, dışarıdan gelen kaynak akışını doğru kullanmak için yeterli değilse bölgenin büyümesi gelen kaynağın sınırlı bir kesime, sınırlı bir süre etki yapmasına sebep olur. 

Kadınlar ekonomiye daha fazla katılmadan ve sosyal olarak güçlendirilmeden, bölge en fazla gelecek paranın miktarı kadar iyileşir; bugünden daha iyisi mümkün olmaz. Merkezi yönetim-yerel belediye-iş dünyası-sivil toplum iş birliktelikleri geliştirilmezse kurumsal kapasite ve bilgi ağları kadük kalır. Sektörel işgücü verimlilik artışlarında işgücünün eğitimine önem verilmezse bölge büyümede yine ülke ortalamasının altında kalır.

Bütün bu alanlara, yani insana ve kurumsal kapasiteye yapılacak yatırımlar, fiziki yatırımlar kadar önemli olacak. Bina ve altyapı yatırımları yok olan yerel kaynakları geliştirir ama yerel kapasite yerinde sayarsa hem bölge için, hem de çevresindeki iller için yeni bir kalkınma fırsatını harcamış oluruz. 

*Boğaziçi Üniversitesi, Kent Üniversitesi-Canterbury ve Leuven Üniversitesi’nde ekonomi ve
kalkınma ekonomisi dallarında lisans ve yüksek lisans yaptı. Türkiye Sınai Kalkınma
Bankası ve Global Menkul Değerler’de ekonomist, Garanti Bankası’nda baş ekonomist olarak
çalıştı. Halen makroekonomi ve sürdürülebilirlik konularında özel sektöre, sivil toplum
kuruluşlarına ve uluslararası bankalara danışmanlık veriyor. Uzun dönemli kalkınma
odaklı çalışmaları için longviewturkey.com adlı bloğu sürdürüyor.