Çocukluk anısındaki yıkık duvarın derin izleri

FAHİRE KURT

İsviçre’de yaşayan sanatçı Sibel Kocakaya, İstanbul’daki sergisinde çocukluk anısındaki yıkık bir evin duvarından yola çıkarak mekânı odağına alıyor. Binalardan yarattığımız tehlikeli coğrafyaların gündeme oturduğu şu sırada mekânlarla ilişkimizi gözden geçirmemizi sağlıyor.

Sibel Kocakaya, annesinin Diyarbakır’daki köy evinin duvarından aldığı güçle kendine bir dünya kurmuş

Sibel Kocakaya, Mixer’deki ‘Yeryüzü ve Strüktür’ sergisinde son dört yılda ilgi alanına giren doğa etkili işlerini sergiliyor, rengi keşfedişini müjdeliyor. Yıkık bir evin duvarından İsviçre’nin dağlarına uzanan bir süreçte, coğrafi ve mimari yapılara dair algısını heykel, fotoğraf, yağlıboya işlerinden bir seçkiyle izleyiciye sunuyor. İlk kez renk kullandığı bu sergisinde, siyah beyazdan renge geçişini performansa dönüştüren kurgusal bir karakteri de bizimle tanıştırıyor.

4 Şubat’taki açılış akşamı sergiyi birlikte gezerken ‘Hafızanın Yörüngesi’ adlı çalışmasındaki küçük kil yapıların nasıl ortaya çıktığını anlatıyor bana. “Çocukken annemin Diyarbakır’daki köyüne giderdik. Orada bir evleri vardı ama evden geriye kalan sadece bir duvardı. O duvarın onlar için hâlâ evi temsil ediyor olması bana çok güçlü gelirdi.”

Pandemi döneminin ürünü olan seriye, ilk önce o duvarı aklında kaldığı kadarıyla yeniden inşa ederek başlamış. Bu ufak mekânların her biri, gördüğü yapılardan aklında kalan bölümler. Ve bir yapbozun parçalarını andırıyorlar. Eksikler, ama binaların hafızada en çok yer etmiş yerleri olarak önemliler.

Açılıştan iki gün sonra on şehri birden vuran korkunç depremin görüntülerine bakarken Diyarbakır’daki duvarı düşünüyorum. Bağ kurabileceği tek bir duvarı dahi kalmayan ne kadar çok insan var, ne kadar çok ev ve hayat yok oldu. 

Sibel Kocakaya çocukluğunda o duvarın kendisinde uyandırdığı büyüleyici duygunun aynısını, yıllar sonra İsviçre’nin Ticino vadisindeki mermer kayaları gördüğü zaman da hissettiğini söylüyor: “İklimin coğrafyayı, mermer kayaların o bölgedeki mimari yapıyı belirleyişi çok etkileyiciydi.” 2018’de keşfettiği o vadiyle birlikte, coğrafi yapıların gücünü de keşfediyor. Kayalıkları siyah beyaz yağlıboyalar olarak kağıda geçiriyor.

İsimsiz(Ticino’daki kayalık), 2018, Tuval üzerine yağlıboya

‘Yeryüzü ve Strüktür’ sergisi, Sibel Kocakaya’nın performans alanı olarak şekilleniyor önümüzde. Uzun yürüyüşlerinde etkilendiği ve hafızasına kaydettiği mekânları yeniden yaratırken, o yürüyüşlerdeki yalnızlık duygusunu da çok iyi yansıtıyor. Kaya çizimleriyle aynı dönemde başladığı kolajlarında, farklı yerlerde çektiği fotoğrafların birbiriyle ilgisi olmayan öğelerini bir araya getiriyor.

Bambaşka binaların duvar, çatı, sütunlarının yeni bileşimlerinde sürreal bir hava var. Olabilir mekânlar ama tam da gerçek değiller. Perspektifi dışarıda bırakan Sibel, hayal gücümüzü harekete geçiriyor.

Mavi Kolon, 2021. Kağıt üzerine kolaj ve yağlıboya

Sibel’in kişiliğini görüyorum bu sergide; sakin ve güçlü. Yedi yıl önce Brüksel’de tanıştığımızda Belçikalı koleksiyoner Alain Servais’in The Loft mekânında rezidans yapıyordu. Uzun saplı bir süpürgeye binip balkondan uçup gittiği, havaya zıplayıp yere inmediği, koca bir yatakla ‘kavga‘ ettiği ilk dönem foto-performanslarını o zaman görmüş ve sevmiştim. Ama Sibel’de beni asıl etkileyen şey onun mücadeleci ruhu olmuştu.

Yeni hayat

2013’te Erasmus sayesinde Lyon’a ayak bastığından bu yana geçen on yıl içinde büyük bir azim ve kararlılıkla kendisine yaşamak istediği yerlerde alan açmayı başardı Sibel Kocakaya. Lyon, Paris, Zürih, Basel, Bern arasında mekik dokudu, tanıştığı insanların, sanatçıların evlerinde, atölyelerinde, hatta sergi açtığı galeride kalarak, çok kısıtlı maddi olanaklarla, bazen hafta sonları çalışarak, bazen kurumlardan destek alarak, bulunduğu ülkenin dilini az konuşmasına rağmen yaşamını ve sanatını sürdürdü. Okudu, tez tamamladı, rezidans yaptı, evlendi, sergi açtı. Müthiş bir ‘performans‘ sergiledi.

Başka bir ülkede yaşam kurmaya çalışmak, insanın kimliğini sorgulamasını da beraberinde getiriyor. Ülkene dışarıdan bakıyorsun, çok farklı görüyorsun. Sibel’in yaşadığı bu ikilem benim için de ilk elden tanıdık ve zor bir süreç. Buna ek olarak Sibel’in, Kocakaya ile evlilik soyadı Reusser arasında yaşadığı ikilik de var. Kimi zaman Sibel Kocakaya, kimi zaman Sibel Reusser. Kimlik parçalanması yaşadığını söylüyor. Renklerde kendisine yardımcı olmak üzere yarattığı kurgusal karakter, bu ikilemin etkisiyle şekillenmiş.

Instagram’daki sanat partneri

Kurgusal kişinin adı İzabelle Reusser. Doğum yeri Instagram. Oradaki sahte hesaplar gibi ismi var, cismi yok. Sibel onu bir kitap kahramanı gibi kullanmayı, birlikte sanatsal maceralara çıkmayı düşünüyor. İzabel şimdilerde Sibel’in tamamladığı işlerin üzerine renk ve ışık düşüşleri ekliyor. Onun renge geçiş sürecine, hayali bir oyun arkadaşı gibi ortak oluyor. Sibel, yeni üretim sürecini İzabel ile birlikte performatif bir eyleme dönüştürüyor.

İsviçre’nin Mürren köyü civarında çektiği siyah beyaz analog dağ fotoğrafları üzerine, İzabel karakteri marifetiyle renk vuruyor. Yüzeyi yalayan ışığın etkisini ve yarattığı renk geçişlerini, kendi gördüğü haliyle sonradan müdahale ederek aktarmayı tercih ettiğini söylüyor. ‘Archiscape‘ ve ‘Landscape‘ adlı renkli baskı serisinde ise, ilgisini çeken malzemeleri kullanarak (mesela çelik hasır) biçimleri kendi yaratıyor. Bu mimari ve coğrafi yapıların üzerine İzabelle sonradan renk ve ışık ekliyor.

Sibel Kocakaya’nın çoğu işinin başlangıç noktası fotoğraf. Ama ifade etmek istediğini en iyi anlatan malzeme ve yöntemle çalışıyor. Fotoğraf, resim, kolaj, heykel, video yapıyor, farklı teknikleri ve malzemeleri iç içe geçiriyor. Performans yaptığında, mesela fotoğrafı ya da resmi de içine dahil ediyor. 

Geçen yıl Bazel’de Verein Walzwerk’te  yaptığı stüdyo rezidansı sırasında bahçe içinde bir mekânda yaşarken renk kullanmaya başladığı zamana kadar, Sibel tüm işlerini siyah beyaz çalıştı. Işık kullanmadı, güneş etkisini beyazdaki geçişlerle yansıttı. Dışarıdan çok içeriyi tercih etti. 

Yıllar boyu kendine ev tutamadığı için farklı yerlerde yaşamış olmanın, mekân algısını çok güçlendirdiğini söylüyor. “Bir yere yerleşemiyordum ama kaldığım yerler arasındaki farklılıkları görmek bende mekân kavramının içselleşmesine yol açtı. Duvarların dokusunun, küçüklüğün, büyüklüğün, ufak bir kıvrımın etkisini çok iyi hissediyordum.” 

Sibel’in Bern’de tadilat halindeki bir evde gerçekleştirdiği performans serisinden bir video da sergide gösteriliyor. Onu görünce birden Sibel’in kendi yüzünü foto ve video performanslarında hiç göstermediğini (ya da tam göstermediğini) hatırlıyorum. Hep mekân önde. Bu performansta, biçim değiştirme sürecindeki binanın geçmiş ile gerecek arasında bir anda olması etkileyici. Finli mimar Juhana Pallasmaa’nın “Kapı kolu mekânla tokalaşmanın ifadesidir” diye bir tanımı var. Kapı koluna elimizi attığımız anda mekânın geçmişini, o anını ve geleceğini eş zamanlı olarak tanıma şansını yakalıyoruz.

İsimsiz, 2018. Kağıt üzerine kolaj 

Videoda Sibel binanın iç duvarlarından birine dizdiği kendi boyundan uzun tahtaların yerlerini hiç durmadan değiştiriyor, seslerini bize dinletiyor. Bir orkestra şefi gibi aktif, mekânla yarışıyor, sanki binanın değişimini hızlandırıyor. Yine aynı evde yaptığı (ama burada sergilemediği) foto performansların birinde, sarkmış duvar kağıdıyla yüzünü gizleyip duvarın ve evin bir parçası haline geliyor, geçmişine karışıyor.

‘Yeryüzü ve Strüktür‘, binalardan yarattığımız coğrafyayı tartıştığımız şu anla çok iyi örtüşüyor. Doğa bizden güçlü. Sibel’in bu sergisinde yakın plan çalıştığı kayalıkların kıvrımları, katmanları o gücün göstergesi. Doğayı hiçe saydığımız her an bir felakete kapı açıyoruz.

Depremin ardından sessiz bir bekleyişe giren Yeryüzü ve Strüktür, şimdi süresi uzatılmış olarak 1 Nisan’a kadar izleyicisini bekliyor. Sibel Kocakaya’nın mekânın bir köşesine yerleştirdiği mavi çizimli kumaş çalışması, İzabel ile gelecekte yapacağı çalışmalara dair alttan alta ipucu veriyor.

Yeryüzü ve Strüktür, Mixer 

4 Şubat-1 Nisan 2023

Salı- Cumartesi: 11.00-19.00

Mumhane Caddesi No:46 

Karaköy / İstanbul