Çarpıcı tespit: Erdoğan 'Devlet benim' diyen Fransız kralı XIV. Louis'ye benziyor

 

elmas topcuELMAS TOPCU

@topcuelmas

2014 , Almanca medyadaki sert Türkiye haberleriyle başlamıştı. 17-25 Aralık operasyonları, dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan ve bakanlarıyla hükümete yakın işadamlarına yönelik yolsuzluk iddiaları, bu iddiaları güçlendiren tapeler, hükümet, emniyet ve yargı arasındaki gerginlikle başlayan yılın, yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimleriyle Türkiye açısından belirleyici olacağı yorumları basında yer almıştı.

Otoriter, egozentrik ve baskıcı…

Louis_XIV_of_France
Fransa Kralı XIV. Louis…

 

2015’in ilk günlerinde ise doz biraz daha artırırılmışa benziyor.

Frankfurter Allgemeine (FAZ) gazetesinde yayımlanan bir yorumda, Cumhurbaşkanı Erdoğan, monarşide mutlaklığın en önemli temsilcisi, otoriter, egozentrik ve baskıcı Fransa Kralı XIV. Louis’ye benzetildi.

Uzun yıllar İstanbul’da da yaşayan ve Türkçe de bilen gazeteci Rainer Hermann’ın kaleme aldığı ve ‘Erdoğan’ın öfkesi ve şüpheciliği’ başlıklı makalede, Erdoğan Türkiye’sinde son yıllarda meydana gelen gelişmeler analiz ediliyor.

‘Her yerde düşman görüyor’

erdogan sb
Fotoğraf: Reuters

 

 

 

“Erdoğan’ın Yeni Türkiye’si şöyle görünüyor” diye başlayan analizde, 2002’de reformcu olduğunu iddia eden Erdogan’ın kendini, sadece dışardan değil içerden de etrafı düşmanlarca çevrili olarak algıladığı vurgulanıyor. Avrupa’ya ilerleme yolundan geri dönüldüğü ve dönerken de Erdoğan’ın demokrasi adına attığı birkaç adımı da ortadan kaldırdığı ileri sürülüyor.

‘Hem Osmanlı Sultanı hem Fransa Kralı’

Economist, Gezi Parkı eylemleri sırasında Erdoğan'ı kapağına taşıyarak "Demokrat mı, sultan mı?" diye sormuştu.
İngiliz The Economist dergisi de, Gezi Parkı eylemleri sırasında Erdoğan’ı kapağına taşıyarak “Demokrat mı, sultan mı?” diye sormuştu.

 

“Muhalifleri, önceleri onun Türkiye’yi İslamlaştırmasından korksalar da, sonradan Erdoğan’ın sadece halihazırda var olan yapıyı kendi işine geldiği şekilde yonttuğuna inandılar” diyor Hermann. Ve şöyle devam ediyor: “80 yıllık Kemalizm’in ardından Erdoğan, 12 yılda Kemalist elit kesimin gücünü yok etti, öncelikle orduda ve yargıda. Sonra da devlet yapısı üzerindeki kontrolü ele aldı. Şimdi de cumhurbaşkanı olarak kendini devletin vücut bulduğu kişi olarak görüyor. Erdoğan hem Osmanlı Sultanı, hem Fransa Kralı XIV. Louis. Monarşizmin mutlaklığının vücut bulduğu kişi olan, ‘Devlet benim- L’État, c’est moi’ zihniyetiyle özdeşleştirilen XIV.Louis.”

Hermann, ‘Erdoğanizm’ olarak nitelediği gidişat için, “Kemalizm gibi kendini daraltan bir korse geliştirmedi henüz” diyor ve “Erdoğanizm sadece Kemalizm kadar demokrat“ benzetmesinde bulunuyor; Erdoğan’ın Avrupa ve Arap ülkeleriyle ilişkilerde de görüldüğü gibi dış politikada başarısız olduğunu, eleştiriye ve muhalefete tahammül etmediğini ve çoğulcu bir toplum olmak isteyen Türkiye halkına her yıl yeni sınırlar getirdiğini kaydediyor.

‘Haddini bil… Gereği yapılır…’

Handout photo of Turkey's President Erdogan arriving to a welcoming ceremony during the visit of Russian President Putin (not pictured) at the Presidential Palace in Ankara
Fotoğraf: Reuters

 

 

Erdoğan’ın yönetim biçimiyle Türkiye’de hükümet dilinin de değiştiğini söyleyen Hermann, 2002’de demokrasi ve özgürlük sözü veren Erdoğan’ın, bugün muhaliflerine devamlı “Haddini bil” diye meydan okuduğunu kaydediyor; bu tarzla Erdoğan’ın, muhaliflerine ‘ayakların ve başların’ nerede olduğu mesajını verdiğini söylüyor. “Yani demokrasi için kesinlikle şart olan siyasi eşitlik ilkesi yok“ diyor tecrübeli gazeteci.

Erdoğan’ın kullandığı dile bir diğer örnek olarak “Gereğini yaparız“ cümlesini  veren Hermann, “Kemalistler döneminde olduğu gibi Erdoğan döneminde de güç sadece devlette. Bu nedenle nerede olursa olsun Erdoğan her konuda ‘Gereği yapılır’ sözünü vurguluyor.“

Makalede, “Gezi Parkı gösterilerinde de Erdoğan’ın amacı, muhalif gençlere haddini bildirmek ve otoritesinin tanınmasını sağlamaktı. Meydana gelen şiddetten eylemcileri sorumlu tutup, polisin ‘gereğini yaptığını’ ileri sürmüştü. Erdoğan, gençlerin kendini ve Türkiye devletini hedef aldıklarını söylemesinden de anlaşılacağı üzere, o zamandan bu yana her türlü muhalefeti devlete yönelik bir tehdit olarak niteleyip, onu yok etmek için her türlü aracı kullanma hakkına sahip olduğuna inanıyor” ifadeleri de yer alıyor.

Ne yargı bağımsızlığı ne de kuvvetler ayrılığı ilkesi kaldı

 

Erdoğan’ın gücü tek elde toplamasına, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarını örnek gösteren Hermann, çok sayıda savcının ve emniyet mensubunun görev yerinin değiştiğini, yargı sisteminin kontrol altına alındığını, son olarak da bunun üzerine giden medyaya yönelik operasyonlar düzenlendiğini söylüyor ve “Erdoğan’la birlikte ne yargının bağımsızlığı ne de kuvvetler ayrılığı ilkesi kaldı“ diyor.

17 Aralık 2014’te 20 kadar gazetecinin de gözaltına alındığını belirtiyor Hermann: “Tüm bunlara rağmen Erdoğan birkaç gün önce dünyanın en özgür medyasının Türkiye’de olduğunu ileri sürdü. Aşağılama, hakaret ve iftiraya bile izin var dedi.” Hermann, hemen arkasından da, “Derisi o kadar ince ki kendisiyle ilgili her konuda Erdoğan hemen işi yargıya intikal ettiriyor“ diye ilave ediyor.

‘Yeni Türkiye’de Erdoğan’ı zorlayacak güçte bir muhalefetin de olmadığını belirten yazar, hala her iki kişiden birinin onu desteklemeyi sürdürdüğüne dikkat çekiyor.

Makaledeki dikkat çeken ifadelerden biri de şu: “Türkiye kendi topraklarında Kürtlere karşı savaşmıyor, onları IŞİD’e olası yem olmaya itiyor. Son olarak ABD’de yaşayan muhalif Fethullah Gülen meslesine el atıldı. Böylece Erdoğan, kendine muhalif olanı ne hale getireceğini göstermek istedi.“

Gülen hakkındaki iddialar Ancak Rusya’dakiler kadar inandırıcı

FAZ yazarı Hermann, “Türkiye’de yargı, Gülen hareketine karşı öyle iddialarda bulunuyor ki ancak Rusya’da muhaliflere yöneltilen iddialar kadar inandırıcı olabiliyor” tespitinde bulunuyor. Somut suçlamalar yerine siyasi iddialarda bulunulduğunu vurgulayan yazar, Bank Asya’nın da absürd iddialarla iflasın eşiğine itildiğini söylüyor.

Hareketin üyelerine ve destekçilerine yönelik bir cadı avından ve kara listeden de bahseden yazar, Almanya’da tutuklanan ve Türkiye adına istihbarat yaptığı ileri sürülen kişilerin de Gülen Cemaati aleyhinde malzeme toplamakla görevli oldukları tezinin tartışıldığını belirtiyor.

“Erdoğan’ın şüpheciliği öyle bir noktaya ulaştı ki ülkenin geleceğinden endişe duyuluyor“ diyen Hermann, makalesini şu soruyla bitiriyor: “Kemalistlerin, Alevilerin ve Gülen hareketinin yakınlaşması, bakalım bu yıl yapılacak seçimlerde, Erdoğan’a karşı muhalefet oluşturabilecek mi?“

XIV. Louis kimdir?

Louis_XIV_of_France

1638 yılında doğan XIV. Louis, Fransa’nin en güçlü krallarından sayılıyor. Çok küçük yaşta kral ilan edilen Louis büyüyüp tahta geçene kadar annesi yönetimi elinde tuttu, Louis de görevine iyi biçimde hazırlandı.

Göreve gelir gelmez bütün bakanlarını görevden alan ve devlet işlerini tamamen kendine bağlayan XIV. Louis, daha sonra ülkedeki siyasi ve askeri gücü de kendinde toplamasıyla tanınıyor. Kral olduktan sonra kabineyi dağıtan ve sadece üç bakan atayan XIV. Louis’nin döneminde birçok üst düzey görevli de yolsuzluk ve vatana ihanet suçuyla tutuklandı.

Gücünü sergilemekten hoşlanan XIV. Louis, orduyu büyütmesi, güvenlik teşkilatının yetkilerini arttırmasıyla tanınıyor.

Gösterişli Versailles Sarayı‘nı da yaptıran XIV. Louis, sarayda düzenlediği şaşalı kutlamalar ve balolarla da hatırlanıyor.

Tarihçiler XIV. Louis’in bu partilerle soylu kesimi kendine tabi kılıp başkaldırıları engellemeyi hedeflediğini belirtiyor; XIV. Louis’in saraydaki kutlamalarda salona girip, kimlerin geldiğine tek tek baktığı ve gelmeyenleri dışladığı veya cezalandırdığını yazıyor.

Kişi kültünün en öne çıktığı tarihi sahsiyetlerden biri olarak nitelenen XIV. Louis’in güne, 200 kişinin önünde eğildiği törenle başladığı aktarılıyor. Uzmanlar, 72 yıl kral olan XIV. Louis’nin sadece orudusunun gücünü ölçmek için bile savaş başlattığı, iktidarı döneminde girdiği 30 savaşla döneminin üçte ikisinin, yani 46 yılının savaşlarda geçtiğini kaydediyor.

Protestanlığın Fransa’yı böldüğüne inanan ve Protestan kiliselerini yıktıran, okullarını kapatan, onlara baskı uygulayan bir kral olarak da tarihe geçen XIV. Louis, ekonomideki büyüme ve refahla öne çıksa da sürdürdüğü savaşlar ve halka getirdiği yüksek vergilerle hatırlanıyor. Voltaire de dahil birçok tanık, öldüğünde halkın yediği, içtiği ve günlerce kutlama yaptığını aktarıyor.

Dış basın Erdoğan için demediğini bırakmadı: Kibirli, otoriter, hokkabaz…

New York Times’tan ‘ağır’ benzetme: Erdoğan, diktatör parodilerinden fırlamış gibi

Washington Post’tan sert başyazı: Erdoğan, medyayı öldürerek Türkiye’nin sahip olmak istediği her şeyi yok etme riskini alıyor