Mevzuyu hiç mi hiç anlamamışlar. Eğer kadın hareketi İstanbul Sözleşmesi’ni sokaklardan Meclise, adliye saraylarından panel salonlarına, işyerlerinden okullara ilmek ilmek tartıştırarak, mevzunun hayatiliğini anlatarak, hayatın her alanında yan yana gelerek, geniş bir örgütlülük ağı kurarak savunmasaydı, harekete geçmeseydi, kendi gücüne ve geniş kadın kesimlerinin gücüne güvenmeseydi, toplumun geniş kesimlerine sözleşmenin mahiyetini anlatmasaydı, “Bizi iktidara getirin bu işi çözelim” diyenler ağızlarına bile almazlardı İstanbul Sözleşmesi’ni… Tek adamın “Ben yaptım oldu” keyfi yönetiminin ağır faturası, altılı masanın bileşenlerinin “Ben yapacağım, olacak” vaadiyle ortadan kaldırılamaz.
“İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” sözü, bu kararla birlikte daha da açık bir biçimde “Tek adam yönetimini reddediyoruz, tanımıyoruz” anlamına da geliyor. Danıştayın bu kararının yalnızca kadınlarla ilgili olmadığını görerek, aynı zamanda bir rejim tartışması olarak sürdürme gereği, tek adam iktidarının keyfiyet hukukunun faturasının halkın her kesimi açısından teşhiri büyük önem taşıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeme mücadelesini yalnızca kadın hareketinin bir meselesi olarak görmeden, tek adam rejiminin keyfiyetinin kaybettirdiği tüm kesimlerin sahiplendiği, bu kesimlerin ittifakının ana mücadele gündemlerinden biri olarak sürdürmeye devam!