Gerçekten, anayasacılığın olmazsa olmaz gereklerini silen 2017 Anayasa kurgusu, “seçimi kazanarak bütün güçleri elde etme ereği“ni öne çıkarmıştır; nitekim, uygulama ve sonuç öyle oldu.
Bu, totalitarist (toptancı) zihniyetin tezahürü, kişi+parti+devlet birleşmesi ile – miliyetçi, maneviyatçı, militer-para militer – piramidal bir yapı inşasıdır: Kışladan okula, camiden hastaneye, siyasal parti örgütlerinden adliyeye, her kurumu hukuk ve liyakattan arındırarak “emir-komuta zinciri“ne sokmak.
Bu nedenle, seçim yenilgisi ile belli bir zümrenin ‘çok şey kaybetme‘ korkusu, “Türkiye’nin kazanma umudu“ nu pekiştirici.
Türkiye Cumhuriyeti ve bir kişiyi, “her şeyi kaybetme ve kazanma“ ikileminden çıkarmak, parlamenter rejime dönüşe bağlı.
Bu dönüşün çerçevesi, anayasacılık ve demokratik hukuk devletidir:
Yargının bağımsız olduğu, yasama ve yürütme arasında karşılıjklı işbirliğinin bulunduğu bir erkler ayrılığı,
Hesap verebilir bir hükümet,
Kamu yönetiminde görev+yetki+sorumluluk,
Anayasal denge ve denetim düzenekleri.
Bunlar, insan hakları ve ülkenin bölünmez bütünlük güvenceleridir.