Erdoğan, konuşmalarında sadece “modern Cumhuriyet”le değil, onun da ötesinde Türkiye Cumhuriyeti’ni doğuran tarihsel dinamik olan “Osmanlı modernleşmesi”yle hesaplaşıyor.
Bunun için enteresan bilinçaltı teknikleri de kullanıyor. Mesela Osmanlı modernleşmesini, reformları, Batılılaşma hareketini ve nihayet modern Cumhuriyet’in hepsini birden “200 yıl” kavramıyla kodluyor…
Ve sonra, bu son 200 yılda her şeyin ne kadar kötüye gittiğini her vesileyle anlatıyor.
Hangi soruna parmak basıyorsa, o sorun mutlaka “son 200 yıl” yüzünden peydahlanmış oluyor kendisine göre…
Son 200 yılın öncesindeki imparatorlukta vaziyet sanki fevkalade imiş gibi, kendilerini nedensiz yere “Batı taklitçiliği” cereyanına kaptıranlar yüzünden ülkenin doğrulardan uzaklaşıp bugünkü sorunlarına gark olduğu izlenimini yaymak yoluyla bir “paradigma yıkıcılığı” yapıyor.
Osmanlı’nın düzeni, kendi yeniden doğuşunu başaramadığı için “son 200 yıl”ın çok öncesinde gerçekte çökmüş ve büyük güçlerin jeopolitiği altında bir çöküntü olarak öldüğü güne kadar yaşamaya mahkum edilmişti.
Eğitimin dinselleştirilmesi ise Türkiye’yi 200 yıldan çok önce yaşadığı çöküşün benzer bir dinamiğine 21’nci yüzyılda yeniden sokmaktan başka bir sonuç vermeyecektir.