Türkiye iki büyük tehlike atlattı…Biri Gezi olayları diğeri de 17 Aralık müdahalesi.
Gezi olayları tam da şehir savaşları örneğini çağrıştırıyordu. Maalesef bu olayların sorgulaması, analizi yeterince yapılamadı, gerekli dersler çıkarılamadı. Olay sadece çatışma alanlarıyla sınırlandırıldı.
17 Aralık ise çok daha örgütlü ve sistem içi bir müdahaleydi. Burada sistem içi güçlerle dışarıdaki ortaklıkların mükemmel işbirliğine tanık olduk.
Siyasi iktidar için, medya desteğinin bu iki olayda da belirleyici olduğuna, rüzgarı tersine çevirdiğine inanıyorum. Medya desteği olmasaydı, medyanın Türkiye toplumunu bilgilendirme yeteneği olmasaydı nasıl bir sonuç ortaya çıkardı, durumun vahametini bilenler bunu düşünmek bile istemeyecektir.
Ancak bunun yeterince iyi anlaşılabildiğinin, bu mucizevi desteğin ne anlama geldiğinin yeterince kavranabildiği kanaatinde değilim.
Bütün bu olaylardan sonra medyanın hala “ucuz” ve kolay gözden çıkarılabilir bir alan olarak görülmesinin talihsizlik olduğunu düşünüyorum.
En önemlisi de bu rolü üslenen, ülkenin ortak iyiliği yönünde büyük bedel ödeyen ve o sözünü ettiğim büyük ideal kimliğine sahip olanların ancak böyle bir mücadeleyi yürütebileceği bilinmelidir.