Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, Ankara’daki Akün ve Şinasi sahnelerinin satılmasına karşı eylem yapan sanatçıları, yeni bir yöntem üretmeye çağırdı. ”Akün ve Şinasi özel bir şirketin mülkü, DT orada kiracı konumunda. Bu şirket, bu binaları satmaya karar vermiş, bir başka şirket de almaya karar vermiş. Bize mi soracak satmadan önce mülkünü?” diyen Taylan, “Tiyatronun kapısına gidip, “Susma, sustukça sıra sana gelecek” diye bağırarak sonuç alamazsın” ifadesini kullandı.
İktidarların sanata her daim baskı yaptığını ama bu dönemin daha vahim olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Taylan, “Senin beğendiğin siyaset iktidardaysa, o yönetimin baskısı seni daha az rahatsız eder. Beğenmediğin siyaset iktidardaysa, gelişmeleri daha vahim bulursun” dedi.

Taraf’tan Murat Şevki Çoban’a konuşan Ahmet Mümtaz Taylan’ın söyleşisinden öne çıkan başlıklar şöyle:
Sanatla uğraştığınız için kendinizi fazlaca önemsemeyin
*“Sanatsız bir dünya…” diye başlayan cümleler tatlıdır da hayatta bir karşılığı yoktur. Gazze’de, Irak’ta, Kobanî’de yine kıyamet kopar; siz de burada artistik bazı meselelerle uğraşıyor olursunuz. Bu sizi küçültmez, ama sanatla sepetle uğraştığınız için kendinizi fazlaca önemsemek de akılcı değil. Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değiyor mu, bunu düşünmek lazım.
İktidarın sanata baskısı
*İktidarın sanata baskısı bugünkü iktidara özgü bir durum değil. Bütün iktidarların sanat üzerinde baskısı vardır. Her zaman vahimdir. Nereden baktığına bağlı. Senin beğendiğin siyaset iktidardaysa, o yönetimin baskısı seni daha az rahatsız eder. Beğenmediğin siyaset iktidardaysa, gelişmeleri daha vahim bulursun. İktidar, sanat pratiğinden her zaman rahatsızdır, çünkü sanatın bir işi de hâkim olan siyasetin eleştirisini yapmaktır. Sanatı, en çok ondan hoşlanmayanlar ayakta tutar. Bu iktidar zamanında da sanat üzerinde baskı var. Devlet tiyatrolarının, operanın, balenin kapatılma ihtimali bile kabul edilebilecek gelişmeler değil.
Akün ve Şinasi sahnelerinin satılması
* Akün ve Şinasi özel bir şirketin mülkü, DT orada kiracı konumunda. Bu şirket, bu binaları satmaya karar vermiş, bir başka şirket de almaya karar vermiş. Bize mi soracak satmadan önce mülkünü? Önemli olan; sözleşme süresi bitmeden o tiyatrolara dokunulacak mı? Dokunulamaz zaten, hukuk araya girer.

* Tiyatro dünyasının tepkisini anlıyorum ama yersiz buluyorum. “Satamazsın” diye bağırmak yerine siyaset üretmek gerekiyor. Kültür Bakanlığı’na, “Tiyatronun binası yok, bu binayı sen al” dersin. Satın almayı öner devlete. Olmadıysa, o binayı daha iyi koşullarda kiralamayı öner. O da olmadıysa, “Sizin sanatı bitirmek dışında hiçbir niyetiniz yok mu” dersin. Bakanlığı, devleti, hükümeti belirli bir siyaset tartışmasının içine çekmek gerekiyor. Tiyatronun kapısına gidip, “Susma, sustukça sıra sana gelecek” diye bağırarak sonuç alamazsın.
‘Tiyatrocular siyaset geliştirebilseydi, TÜSAK olmazdı’
* Tiyatrocular siyaset geliştirebilseydi, bugün TÜSAK diye bir yasa tasarısı olmazdı. TÜSAK’ın gündeme gelmiş olması, sanat kurumların olumsuzluğunun bir parçasıdır. Siyasetçiler kadar yıllardır bu kurumda çalışan insanların da, yani bizim de payımız var. Devlet tiyatroları, geçen 20 yıl içinde yeniden yapılandırılmış olsaydı, özerkleşmiş olsaydı, biz tiyatrocular siyasilere bu yönde baskı yapmış olsaydık, bugün özerk bir kuruma hükümet zırt pırt müdahale edebilir miydi?
‘Gezi sürecinde Başbakan davet etti, konuşmaya gittim’
* Gezi sürecinde ben oradaydım. AKM üstüne çıktıklarında ise binanın yıkılması ihtimalini de göz önünde bulundurarak “Çıkmayın” dedim. Başbakan’dan ben randevu almadım, giden sanatçı grubunun içinde de değildim. İlk davet edilen 11 kişilik ekipteydim ve orada herkes kendi adına konuştu. Hangi siyasetten olursa olsun, ülkenin başbakanı görüş sorarsa, konuşmaya giderim. Duymak istediklerini değil, kendi görüşümü söylerim. O toplantıya gittim, gene de giderim. “Vay niye gittin” diye düşünenlere de şaşırıyorum.