Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) elinde 101 gün tutulduktan sonra serbest bırakılan 46 rehine arasındaki Gaziantepli özel harekat polisi Veysel Can, IŞİD’in başkonsolosluğun kapısına 500 kilodan fazla patlayıcı bulunan üç kamyoneti dayayarak baskın yaptığını anlattı.
IŞİD baskını öncesinde başkonsolosluk binasının karşısında bulunan Irak askeri birliğinin şehri terk ettiğini söyleyen Veysel Can, baskında yaklaşık bin IŞİD militanının başkonsolosluk binasını sardığını aktardı.

Can, o gün olanları şöyle anlattı: “Daha önceden bulunduğumuz yerde bir IŞİD komutanı öldürülmüş. IŞİD de bildiriler dağıtarak, sesli anonslarla insanların şehri terk etmesini, bunun intikamının kanlı bir şekilde alınacağını söylemiş.
Bizim binamızın karşısındaki operasyon birliği de kentten ayrıldı.
Sonra baskın günü kapıya geldiler. IŞİD militanları içindeki bir Türkmen kapıyı açmamızı söyledi. Biz de bunun mümkün olmadığını söyledik. Sonra tahminime göre içinde 500 kilodan fazla patlayıcı bulanan üç kamyoneti bizim kapılarımızın önüne koydular. Kapılarımızı havaya uçuracaklardı.
Yaklaşık bin kişi çevremizi sarmıştı. Çoğu ağır silahlıydı. Evlerin çatılarında roketatarlı militanlar vardı.”
Can, Başkonsolos Öztürk Yılmaz’ın bu durum karşısında dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’yla görüştüğünü, onun talimatıyla çatışmaya girmeden teslim olduklarını söyledi.
Teslim olduktan sonra Azerbaycan uyruklu bir IŞİD komutanını yanlarına gelerek, “Sizi Türkiye’ye hemen göndermeyeceğiz, önce Türkiye ile bazı konularda anlaşmamız gerekiyor” da demiş.
‘Sınırda dört saat bekledik’

Serbest bırakıldıkları günün ayrıntılarını da veren Can, IŞİD MİT’e haber vermediği için dört saat sınırda beklediklerini aktardı. Can, şunları anlattı: “Serbest bırakılacağımız gün gelerek bize hazırlanmamızı söylediler. Biz hazırlandık otobüse bindik. Yine başka bir yere transfer ediliyoruz diye düşünüyorduk.
Sonra yanımıza onların Musul Valisi dediği kişi geldi. Anlaşmanın sağlandığını ve Türkiye’ye gönderileceğimizi söyledi. Biz yine inanamamıştık. Otobüslerle Suriye’nin içinden geçerek Rakka’ya, sonra Telabyad’a geldik. Biz burada kalacağız diye düşünüyorduk. Sonra Akçakale sınırına geldik. Burada Türkiye’ye gireceğimize inandık. MİT’e haber vermedikleri için dört saat sınırda bekledik.”
Hükümet kanadından yapılan açıklamalarda ise rehinelerle her an iletişimde olunduğu açıklanmıştı.
Bekleyişin ardından Türkiyeli görevlilerin gelerek, “Belgeleri imzalayıp sizi sayarak teslim alacağız” dediğini aktaran Can, bazı rehinelerin Türk bayrağının yanından geçerken çığlıklarla ağlamaya başladığını da söyledi.
‘Bombardımanda yaralandık’

Rehin oldukları süre boyunca sekiz defa yerleri değiştirilen konsolosluk görevlileri götürüldükleri bazı noktalarda da hava bombardımanına maruz kalmış. Alındıktan sonra önce bir eve götürülen rehineler burada 10 gün kadar kaldıktan sonra, IŞİD militanları, “Sizi daha emniyetli bir yere götüreceğiz” diyerek, onları araçlara bindirip ‘tatil köyü’ adını verdikleri başka bir yere taşımış.
Can, bu ‘tatil köyü’nde bombardımana maruz kaldıklarını şöyle anlattı: “Burası uzun koridorlara sahip bir binaydı. Sonra 10 dakika arayla buraya iki büyük bomba düştü. Camlar kırıldı, bir arkadaşımızın ayağında kesik oluştu, bir arkadaşımızın kulak zarı patladı. Köpek de bu saldırıda yaralanmış. O gün hiç bir şeyi yoktu, bir gün sonra telef oldu. Arkadaşlarım köpeğin göğüs kısmında derin bir yara olduğunu söyledi. IŞİD, köpeği arabaya koyarak bir yere attı. Sonra buradan da ayrıldık bizi geniş bir yere götürdüler. Burada şartlar daha iyiydi.”