Atlantik ötesinden 1 Kasım uyarıları
A

Kadri Gürsel

KADRİ GÜRSEL

kadrigursel@diken.com.tr

1 Kasım seçimleriyle ilgili herkesin kafasındaki bazı sorulara, Türkiye’yi yönetenlerin görüşlerini dikkate aldıkları ‘dost ve müttefik’ bir ülke nezdinde de cevap aramanın okuru alakadar edebileceğini düşündüm.

Bu maksatla, adı ve konumu yazılmamak şartıyla konuşan Amerikalı kaynağıma sordum: Hemen bütün ciddi ve güvenilir araştırmalar, hükümet güçleri ve PKK arasındaki savaşa rağmen 1 Kasım’ın mevcut siyasi tabloyu değiştirmeyeceği sonucunu veriyor. AKP 1 Kasım’dan yeniden tek başına iktidar olarak çıkmaz ve sarayın bu sonuca tepkisi Türkiye’yi üçüncü bir seçime götürmek olursa, sizce ne gibi gelişmeler beklenebilir?

Şu cevabı aldım: “7 Haziran’da Türkiye halkı, ‘Masaya konulan şey (başkanlık sistemi) hoşuma gitmedi’ dedi. 1 Kasım’daki seçimlerin sonucu ise bize Türkiye’nin nereye gittiğini ve ne olmak istediğini gösterecek. AK Parti yine azınlıkta kalır ve bu sonucun gereği olan koalisyon hükümeti kurulmaz ise Türkiye’nin Batılı dost ve müttefikleri bu kez seslerini yükseltirler ve dışarıdan yapılan uyarılar artar.

İkincisi, toplum buna tepki gösterir. Üçüncüsü, AK Parti içinde de bu duruma itiraz edilir; çatlaklar ve kırılmalar ortaya çıkar. Partinin çıkarları ile liderin kişisel çıkarları birbiriyle özdeşleştirildi. Bu daha ne kadar sürdürülebilir ki?

Bir kişinin iktidarda kaldığı süre ne kadar uzarsa, etrafında görüşlerini dinlediği, kendisine ‘Yanlış yapıyorsunuz’ diyebilen kişilerin sayısı da o nispette azalır. Kararlar alınırken Cumhurbaşkanı’nın çevresinde artık daha az sayıda görüş sahibi oluyor.”

‘En tehlikeli fenomen’

İkinci soru, seçim güvenliği hakkındaydı.

Seçim güvenliği hayati bir konu haline geldi, çünkü bu olmadan serbest seçim yapmak mümkün değil. ‘Serbestlik’ seçimin demokratik olmasının bir ayağı… Öteki ayağı da adil olmasıdır.

Türkiye’de ne zamandır adil seçim yapılamıyordu.

Misal, Cumhurbaşkanı’nın anayasal tarafsızlığını hiçe sayarak meydanlarda AKP propagandası yapması, kamu yayın kuruluşlarının iktidar borazanına dönüşmesi, basın özgürlüğünün ortadan kaldırılması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının tamamen sona ermesi gibi nedenlerden ötürü 7 Haziran’daki seçimleri ‘adil’ olarak nitelendirmek imkansızdır.

Şimdi mevcut çatışma ortamı yüzünden serbest seçim ayağı da kırılırsa, Türkiye demokratik seçim yapamayan bir ülke olacak.

Cizre’deki gibi günlerce süren sokağa çıkma yasakları, saldırı ve çatışmaların olduğu bölgelerde oy kullanmak fiilen imkansız hale gelir ve milli iradenin bir kısmı sandığa yansımazsa Türkiye’yi bekleyen akıbet budur.

HDP’yi şeytanlaştıran mantık çok iyi görülüyor

Amerikalı kaynak, “Seçim güvenliği konusunu yakından izleyeceğiz. Bu çok önemli” demekle yetindi… Ve hemen ardından ‘en tehlikeli fenomen’ diye nitelediği bir durumdan söz açtı: HDP’nin aynı anda hem Ankara, hem de Kandil tarafından gayrimeşru hale getirilmesi…

İzlenimim, HDP’nin kanın bolca aktığı bir seçim sath-ı mailinde iktidar sözcüleri ve medyası tarafından ‘terörün uzantısı’ gibi gösterilerek şeytanileştirilmesinin arkasında yatan siyasi mantığın çok iyi görülüp kavrandığı…

Anlamakta zorlanılan ise HDP’nin muhtemel bir çözümün Türkiye’yi birleştiren aktörü olarak rol oynama şansının berhava edilmesinde, Kandil’in şiddet eylemleri yoluyla pay sahibi olmakta neden ısrar ettiği…

Neticede ‘Türkiye partisi’ olma iddiasıyla yola çıkan bir legal partinin sonunda ya baraj altında kalarak ya da gayrimeşrulaştırılmak suretiyle işlevsiz bir konuma itilmesi, nereden bakarsanız bakın Kürt siyasetinin aleyhine.

Saray seçimleri erteletirse sert tepkiyle karşılaşacak

Nihayet, sarayın anayasaya aldırmazlığı ve öngörülmezliğinin bir neticesi olarak dolaşıma girmiş bulunan, ‘1 Kasım seçimlerinin ertelenebileceği’ yolundaki spekülasyonlar hakkında da görüş almak gerekiyordu…

Anayasaya göre seçimlerin ancak savaş hali nedeniyle ve Meclis kararıyla bir yıl ertelenmesi mümkün. Bunun başka bir yolu yok. Ama burası fiili rejim değişikliğine uğratıldığı için muktedirin keyfine göre yönetilen bir ülkeye dönüştü… Dolayısıyla gazeteci sorularının içeriği anayasa hükümlerinin çizdiği çerçeve ile sınırlı kalamaz; güçlü adamın davranışlarını öngörebilme yeteneği nispetinde sonsuz çeşitlilik kazanabilir.

Bu soru da öyle işte: Türkiye’de seçim ertelenirse buna ABD’nin tepkisi ne olur?

Cevap, 1 Kasım’dan 15 gün sonra Antalya’da yapılması planlanan G20 Zirvesi’ni işaret ediyordu: “Seçimler ertelendiği takdirde çok farklı bir G20 Zirvesi’ne tanık oluruz.” Bu cevaptan, sarayın seçimi ertelettiği takdirde G20 zemininde sert bir tepkiyle karşılaşacağı sonucunu çıkarmak gerekiyor.

Yeni ortaklık arayışları kaçınılmaz

Türk-Amerikan ilişkilerinde iltihabi bir duruma yol açan temel sıkıntı, iki ülke arasındaki ortak değerler zemininin artık mevcut olmaması. Son yıllarda Türkiye’deki değişimden kaynaklanan değerler erozyonu, uzunca bir süredir stratejik ortak olmayan iki ülke arasında bazı konu başlıklarıyla sınırlı bir işbirliği yapılmasını bile fevkalade zorlaştırıyor.

Yeni ortaklık arayışları ise kaçınılmaz, çünkü coğrafi konumu nedeniyle Türkiye, ABD’nin birlikte çalışmaktan vazgeçebileceği bir ülke değil.