Antakya mozaiğinin alengirli hikayesi (2): Antik dünyada yancılar ve parazitler

 

A. PERİM DOĞAN*

Mini serimizin bir önceki kısmında meşhur mozaiğimizdeki birinci sahneyi bitirmiş, neşeli iskeletimize kadeh kaldırmıştık. Üzerine işkembe çorbalarımızı içip kendimize geldik, dişlerimizi tıpkı bir Batı Avrupalı gibi üç dakika fırçaladık ve nihayet zihnen kendimizi Antakya mozaiğindeki ikinci panelin analizine hazırlamış bulunuyoruz.

Bu kısım biraz daha teknik meseleler içerdiği için, gereken yerlerde ayrıntılı bilgiyi dipnotlara ekleyeceğim ki fazla kafanızı şişirmiş olmayayım.

Öyleyse başlayalım.

hayati yasa mozaik4
Fotoğraf: DHA

Saat 10’da akşam yemeği mevzusu

Anadolu Ajansı’na yapılan basın açıklaması şöyle idi: “Orta sahnede ise güneş saati ve ona koşan giysili bir genç ve arkasında çıplak kafalı bir uşağı var. Güneş saati 9 ile 10 arasında. Saat 9.00 Romalılarda hamam saati. Saat 10.00’da ise akşam yemeğine yetişmek zorunda. Eğer yetişmezse çok ayıp karşılanıyor. Orta sahnede böyle bir anlatım var. Sahne üzerinde yemeğe geç kaldığını belirten bir yazı var. Diğerinde de zaman kavramını anlatan bir yazı yer alıyor.”

Burada kastedilen saat günümüz saatiyle akşam 10 olamaz elbette, zira güneş saatlerinin önemli handikaplarından biri güneş battıktan sonra ciddi bir randıman kaybı yaşamalarıdır. Takdir edersiniz ki, Helsinki’de değilsek eğer, saat 10’da havanın aydınlık olması pek mümkün değil. Üstelik hepimizin bildiği üzere akşam 10’da başlanan yemek mideye oturur, insan karabasan görür geceleri, ve o kilolar doğrudan göbeğe gider. Antakyalılar bu kadar vurdumduymaz olamaz.

Demek ki, burada kastedilen Roma dönemi saat sistemindeki ‘onuncu saat’, yani ‘hora decima’ olmalı. ‘Onuncu saat’, günümüz saatiyle öğleden sonra yaklaşık 3-4 veya 4-5 arasına denk düşüyor ve başlangıç noktası gününe göre 2:30 ile 4 arasında değişiyor (1). Roma döneminde, özellikle geç imparatorluk devrinde, işgünü sonrası ana yemek olan ‘cena’, öğleden sonra başlıyor (2), ki gerçekten saatimiz 9 ile 10 arasını gösteriyorsa, koşturan gençler ‘cena’ya yetişmeye çalışıyor olmalılar.

Güneş saatinin gerçekten 9 ile 10 arasını gösterip göstermediğini elimizdeki resimlerden kesin olarak söylemek mümkün değil, haliyle mozaiğin bilimsel yayınını beklememiz gerek; ama gölgenin nereye düşmesi gerektiğini kestirmek ve sütun üzerindeki güneş saatinin tipini saptamak mümkün: buyrun Pompeii ve Side’den iki örnek:

mozaik2
Fotoğraf: Wikimedia Commons
Fotoğraf: https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Museum_side_roman_sun_dial_2.JPG
Fotoğraf: © Ad Meskens / Wikimedia Commons

Antik dünyanın çok önemli bir kavramı: Parazitler!

Peki ama kim bu arkadaşlar? Belki mozaikteki yazılar durumu aydınlatır. Ancak, bu kelimeleri ayrıntılı olarak incelemeden önce, şunu vurgulamak gerek: Paneldeki iki sözcüğün neşeli iskeletimiz Euphrosynos ile bir bağlantısı kesinlikle yok. Haliyle Murat Bardakçı’nın “İfade, sol panelde görülen iskeletin üzerindeki satırlar ile birbirini tamamlamakta ve ‘Acele ile yediğin yemeğin zevkini ölüm ile alırsın’ şekline gelmektedir” tezi, halk arasındaki tabirle söyleyecek olursak: Tamamen uydurma. Paneller birbiriyle hem görsel olarak, hem de yazıları itibariyle ilintisiz.

İki sözcük görüyoruz burada: ΤΡΕΧΕΔΙΠΝΟC (trekhedipnos) ve biraz altında AKAIΡOC (akairos).

İlk kelimemiz bileşik: ‘Dipnos’ antik Yunanca’da ‘yemek, ziyafet’ anlamına gelen Deipnon/Deipnos’un geç dönemdeki hali olmalı, zira ei > i dönüşümü dönem için tipik. Trekhe- ise koşmak kökünden geliyor. Kelimeye literatürde trekhedeipnos şekliyle rastlıyoruz ve anlamı ‘yemeğe koşturan’ veya ‘yemek kovalayan’. Bu sözcüğün bağlamını ve bu sahneyi yemek odasına koydurtan ev sahibinin ekşimtrak mizah anlayışını gerçekten takdir edebilmek için burada küçük bir es verip antik dünyanın çok önemli bir kavramını açıklayayım: Parazitler!

Parazit, antik Yunancasıyla parasitos, basitçe ‘biriyle beraber yemek yiyen kişi’ (3) anlamına gelir. Ne var ki, sözcük giderek olumsuz ve küçümseyici bir anlam kazanır ve hem antik Yunan hem de Roma kültüründe zengin evlerin ziyafet sofralarına dalkavukluk ederek yanaşan bir tipin adı haline gelir. Bu tip, komedilerde başat karakterlerden biri olarak sürekli karşımıza çıkar (4), ama sadece edebi bir komedi unsuru değildir, sosyal hayatta da gördüğümüz biridir parazit (5).

Bu tipi biz de yakından tanıyoruz elbette. Zengin ziyafet sofralarına değil ama pişti ve okey masalarına yanaşan günümüz parazitlerinin adını da tahmin ettiniz sanıyorum. Çok yerinde ve antik Yunanca orijinaline de uygun adıyla: Yancı!

yanci karikatur
Karikatür: Umut Sarıkaya

İşte yancılık müessesesinin antik dünyadaki temsilcileri olan parazitlere takılan lakaplardan biri de bizim mozaikte geçen ‘trekhedeipnos’ kelimesi, yani ‘yemek kovalayan’! Sözcük bu anlamıyla, yani ‘yemek peşinde koşan dalkavuk’ olarak birçok yerde karşımıza çıkıyor. (6) Öyleyse basın açıklamasında geçen “Sahne üzerinde yemeğe geç kaldığını belirten bir yazı var” cümlesiyle kastedilen nedir? Sanıyorum burada sözcüğün Ploutarkhos’un bir denemesinde kullanıldığı bağlam kastediliyor olmalı. (7)

Bu pasajda sözcük önce heyecanlı gençler tarafından yine hakaret olarak kullanılır, daha sonra yaşlı bir adamsa “Bu sözcük yemeğe geç kaldığı için koşturanlara denir” der. Basın açıklamasındaki cümle şimdi anlam kazanıyor işte, resimdeki yancımız koşturuyor (sandalının sol teki bile ayağından fırlayıvermiş), eliyle saati işaret ediyor, demek ki geç kalmış yemeğe… Sorun şu ki, Ploutarkhos’ta geçen bu anlam (geç kaldığı için koşturan kişi) istisnaîdir ve sözcük kullanıldığı diğer her metinde ‘ziyafet kovalayan’, ‘yemek peşinde koşan’ parazit anlamındadır. (8) Sonuç olarak, ilk sözcük yoruma açık gibi görünüyor. Şimdilik.

Yemek peşinde koşan can sıkıcı (parazit/yancı)

Hemen yelkenleri suya indirmeyelim, belki diğer sözcük aydınlatıcı olabilir: Akairos. Olaylar ve durumlar için kullanıldığında bu sözcük ‘zamansız’ (uygunsuz ya da hoş karşılanmayacak şekilde, hiç de zamanı değilken gerçekleşmiş) anlamında kullanılıyor. Örneğin ‘aşırı ve zamansız özgürlük’ (9), ‘uygunsuz aç olma hali’, vs. (10) Yani, evet ‘zaman’ ile ilintili bir sözcük, ama bu kullanımıyla ‘geç kalma’ ile uzaktan yakından ilgisi yok. Üstüne üstlük, bu sözcüğün bir durumu ya da olayı nitelemesi mümkün değil, zira mozaiğin bu panelindeki diğer tek sözcüğümüz (trekhedipnos) bir insana ait.

Her tecrübeli sözcük okuyucusunun yapacağı gibi hemen kelimenin ikinci anlamına bakalım. O da ne, akairos insanları tarif eden bir sıfat olarak kullanıldığında ‘bıktırıcı derecede ısrarcı, patavatsız, yerli yersiz hareketlerde bulunan, can sıkıcı’ anlamına geliyormuş! Ünlü muziplerden Theophrastos’un Karakterler’indeki tarifine göre şöyle bir insanmış bu akairos dediğimiz kimseler (11): Bir adam çok meşgulse gidip onla dırdır etmeye başlarlarmış; yavukluları yüksek ateşle yatak döşek yatıyorsa, “Serenat yapmak için fırsat bu fırsat” diye düşünürlermiş; uzun bir hikâyeyi daha yeni dinlemiş arkadaşlarına bir de sil baştan bunlar anlatırmış; mahkemede karar çıktıktan hemen sonra peydâh olup, “Şahitlik yapmak istiyorum” derlermiş. Özetle, yanlış zamanda, yanlış yerde, yanlış şeyler yapan, can sıkıcı derecede patavatsız kişilermiş efendim bu akairos dediğimiz arkadaşlar. (12)

Şu halde, akairos’un trekhedipnos’u niteleyen bir sıfat olarak kullanıldığı aşikar görünüyor. Trekhedipnos burada bir olay veya durumu değil bir insanı imlediği için, anlamı da ‘can sıkıcı’ veya ‘patavatsız’ olmalı. Dolayısıyla ikinci paneldeki antik Yunanca sözükler ‘yemek peşinde koşan can sıkıcı (parazit/yancı)’ anlamına geliyor olmalı, ‘yemeğe (geç kaldığı için) koşan zamansız (adam)’ değil.

İyi de, o zaman bu arkadaşların bir güneş saatini işaret ederek koşturmalarını nasıl açıklayacağız?

İşte yaklaşık üç gün önce tahlilin bu noktasında tıkanmış, karalar bağlayarak tüm gün Müzeyyen Senar dinleyip gözlerimi doldurmaya başlamıştım ki, imdadıma eski dostum Facebook yetişti. Bir Yunan araştırmacının değerlendirmesinde sahnenin anlamı pırıl pırıl ortaya konuyordu. Dr. Nikos Tsivikis, (13) Alkiphron isimli bir antik yazarın başkalarının ağzından yazdığı kurmaca mektuplarından birine (3. 4) dikkat çekiyordu (14) ve  mozaikteki sahnenin bu metinden alındığını söylüyordu. Yaklaşık 2-3 dakika kaş kaldırsam da, bahsi geçen metni okur okumaz şüphelerim ortadan kalktı. Teşekkürler Niko, teşekkürler Zukerberk!

Mizahi bir dille yazılmış bu mektup bir parazitin ağzından başka bir parazite yazılmış. Mektubun hayal ürünü yazarının adı Trekhedeipnos, yani yemeğe koşturan! Mektubu yazdığı arkadaşının adıysa Lopadekthambos, yani Tabak Delisi, tabak görünce kendinden geçen adam. Gerçekten uyumlu bir arkadaşlık.

Diyor ki bu metinde Trekhedipnos, özetle: Tabak Delisi’ciğim, canım, bak açlıktan imanım gevredi. Ziyafetine yanaşmayı planladığımız Theokhares denen adam, Altıncı Saat gelmeden hayatta ağzına lokma koymaz. Ama bak şu güneş saatine, daha çok var yemek zamanının gelmesine! Gel ya güneş saatini sütunuyla beraber alaşağı edelim, veya şu saatin çubuğuyla oynayalım da, yemek saati gelmiş gibi görünsün…

İşte ikinci paneldeki sahnede bu iki kafadarı planlarını gerçekleştirmek üzere, yine metinde geçtiği gibi bir sütunun üzerinde bulunan bir güneş saatine doğru seğirtirken görüyor olmalıyız! Ön tarafta adıyla sanıyla anılmış Patavatsız Yemeğe-Koşturan, arka taraftaki adamcağız da ‘çıplak kafalı uşak’ değil, bizim Tabak Delisi olmalı! Üstelik Altıncı Saat’te (yani öğlenden biraz önce) başlayacak yemek söz konusu olduğuna göre, öğlen yemeğine (prandium) yancılık etmeye gidiyorlar, yancıların geleneksel olarak favori öğünü olan ana yemeğe de değil!

Aklınıza, “İyi de evin yemek salonunda nasıl oluyor da bir yazarın hikayesi betimleniyor kardeşim, ben mutfak duvarıma roman sahnesi resmettiriyor muyum? Hayır, hiç de öyle bir şey yok” gibi düşünceler gelebilir, ki çok da haklısınız, insan gerçekten de hayret ediyor ama durum gerçekten de böyle. Roma dönemi mozaiklerinde bazen sadece dekoratif motifler, bazen mitolojik hikayeler, bazen de doğrudan edebiyattan alınma sahneler bulunur. Başka örnekleri için çok uzağa gitmeye de gerek yok, henüz yakın zamanda yayımlanan bir araştırma, yine Antakya’da bulunan mozaiklerde antik yazar Menandros’un (MÖ 4.yy) eserlerinden alınan sahneleri inceliyor örneğin! (15)

Ev sahibimizin mizah anlayışına zaten neşeli iskelet sahnesinde tanık olmuştuk. Yemek salonundaki diğer sahnede iyice katmerleniyor bu mizah. Ziyafetlere yanlayan arkadaşların betimlenmesinden anladığımız, insan bu eve yemeğe gitmeye çekinir yahu!

Bitirmeden önce şu noktaları vurgulamalıyım:

1. Arkeoloji ve antik çağ çalışmalarındaki yazılı olmayan kurallardan biri, belli bir buluntuyu çalışan bilim insanı akademik yayınını yapmadan, başka araştırmacıların o buluntuyla ilgili üretim yapmamasını, buradan akademik sermaye devşirmemesini öngörür. Bu mini yazı dizisinde müstear isim kullanmamın sebebi tam da bu: Buradan akademik  görünürlük kazanmak ve mesleki bir fayda sağlamak gibi bir derdim kesinlikle yok.

2. Diğer taraftan, yapılan resmi ve fotoğraflı basın açıklamasının açık şekilde yanıltıcı olduğu, Murat Bardakçı gibi bir popüler tarih yazarının “Buradaki yazılar birleşince ‘Acele ile yediğin yemeğin zevkini ölüm ile alırsın’ anlamına geliyor. Burada verilmek istenen ‘bütün dünyevi zevkler fanidir’ mesajıdır ve burası da zaten ev değil, fakirlere çorba dağıtan imarethanedir” gibi hiçbir iler tutar yanı olmayan şeyler öne sürdüğü bir durumda, bu yazıları yazma zorunluluğu hissettim.

3. Elbette bu metinlerde yazdıklarım mozaiğin bilimsel makalesi yayımlandığında gereksizleşebilir, yanlışlanabilir, ya da zaten o yayında belki de bahsi geçmektedir. Yine de, o zamana kadar, umarım bu mini yazı dizisinin tüm dünyayı saran dezenformasyon tufanının durdurulmasına bir nebze de olsa katkısı olur.

* A. Perim Doğan, arkeolog (İsim müstear, meslek gerçektir).

Antakya mozaiğinin alengirli hikayesi (1): ‘Neşeli’ iskelet Şener, ‘Hayatını yaşa’ demiyor

Notlar: 

(1) İşte sıkılarak dinlediğimiz ortaokul coğrafya derslerinin önemini bir kez daha kavrıyoruz, gündüzler uzayıp kısalıyor, haliyle güneş saatleri kayıyor. Roma dönemi saat değişimleri için bkz:  

(2) ‘meals’. The Oxford Classical Dictionary (4. edisyon) 2012.

(3) Kelime para- (‘yanında bulunma’ anlamı veren öntakı/edat) ve sitos (tahıl > tahıldan yapılma besin) öğelerinden oluşuyor.

(4) Antik komedi eserlerindeki parazit anekdotları toplaması için bkz. Athenaios (MS 2.-3. yy) 6.234 ve devamı. Yunanca yazmasına karşın aslında Samsatlı bir Süryani olan Loukianos (MS 2. yy) Parazit isimli eserinde parazitliğin büyük yetenek gerektiren bir meslek olduğunu kanıtlar! Antik Yunan edebiyatında parazitler için bkz. Wilkins, J. 2000. The Boastful Chef: The Discourse of Food in Ancient Greek Comedy, s. 71-86. Latin edebiyatında parazitler için bkz. Damon, C. 1997. The Mask of the Parasite: A Pathology of Roman Patronage.

(5) Parazitlerin sosyal ve siyasi hayattaki yeri için bkz. Corner, S. 2013a “The Politics of the Parasite (Part One),” Phoenix 67, no. 1/2 (2013), s. 43-80 ve Corner, S. 2013b “The Politics of the Parasite (Part Two),” Phoenix 67, no. 3/4 (2013): s. 223-236.

(6) Athenaios 6.242c (Alexis, yemek peşinde koşanların bir kataloğunu verir, ingilizce çevirilerinde dinner-hunter yahur dinner-chaser olarak geçer.); Athenaios 1.4a (‘yemek peşinde koşan sofist’ cümlesi kullanılır, ingilizcesi yine dinner-hunter/dinner-chaser’dır). Bu kullanımlarda ‘yemeğe geç kaldığı için koşturan’ anlamı bulunmaz. Alkiphron’un kurmaca mektuplarından birinde (3.4), bir ziyafete yanlayıp karnını doyurmak için türlü dalavere peşinde koşan bir karakterin adıdır Trekhedeipnos. Alkiphron’un bu mektubundan metnin ilerleyen kısımlarında bahsedeceğim.

(7) Plut. Quaes. Conv. 2.726a

(8) Trekhedeipnos’un bir türevi ünlü Romalı şair Juvenalis’in bir şiirinde ‘trekhedipna’ (çoğul, cinssiz) olarak karşımıza çıkar (Juv. 3.67) , ve Yunan parazitler tarafından giyilen bir kıyafet ya da sandaletin adı olmalıdır. Latince olan bu şiirde Juvenalis o güzelim Roma kentinde ne kadar da çok Yunan bulunduğundan yakınır ve “Suriye’nin Orontes (Asi) Nehri çoktandır kirletiyor bizim Tiber’i” der. Temel teması Yunanları aşağılamak olan bu pasajda geçtiğine göre, sözcüğün kullanımı ‘geç kalmak’tan ziyade trekhedeipnos’un küçümseyici anlamına yakın duruyor. Huysuz Juvenalis’in sağa sola laf çakıp durduğu satirik şiirlerinde (Satires) ne kadar samimi olduğu modern literatürde hâlâ tartışılıyor, kimi Juvenalis apolojistleri ‘huysuz ve sinirli’ karakterin ironik bir personadan ibaret olduğunu öne sürüyorlar.

(9) “Aşırı ve zamansız özgürlük” diyen kim olsa beğenirsiniz? Elbette önemli özgürlüğe burun bükücülerden Platon. Devlet’ten bir pasaj (Plat. Rep. 569c).

(10) Hippokrates (Hp. VM. 10)

(11) Thphr. Char. 12. Theoprastos tarafından sözcüğün poetik formu olan akairios kullanılır. Kitap Antik Yunanca aslından Candan Şentuna tarafından Türkçe’ye çevrilmişti

(12) Sözcük bu anlamıyla Alkiphron’un mektuplarından birinde (3. 62) ‘can sıkıcı laf ebesi’ tabirinde karşımıza çıkıyor.

(13) Dr. Tsivikis, Almanya’nın Mainz kentinde bulunan Römisch-Germanisches Zentralmuseum’da Bizans dönemi arkeoloğu olarak görevli olup, aynı zamanda Emirdağ yakınlarında gerçekleştirilen Amorium kazılarının da üyesidir.

(14) Söz konusu mektubun antik Yunanca ve İngilizcesine şuradan ulaşılabilir. Alkiphron’un ne zaman yaşadığı tartışmalıdır. MÖ 5. yüzyılın prestijli Attika lehçesiyle yazmasına karşın, MS sonra 2. yüzyıl yazarı Loukianos’u hem üslup, hem de tema (örneğin parazitler!) olarak taklit ettiği ve kendisiyle mektuplaştığı da ileri sürülür. Dolayısıyla MS 2. yy. sonu – 3. yy. başında yaşamış olması daha olası görünmektedir.

(15) Gutzwiller, K. – Ö. Çelik. 2012. “New Menander Mosaics from Antioch,” American Journal of Archaeology 116, no. 4: s. 573–623.