2014 yılının baharında mektupla gönderdiğim sorulara Tonguç Ok yaz başı gibi yanıt vermişti. Soru ve yanıtları toparlayıp Evrensel Kültür’ün Temmuz 2014 tarıhli 271. sayısında yayınlamıştık.
Tonguç Ok 2014’te 17 yıldır hapisteydi, “Şimdi demek ki…” diye devam etmek zor.
İngiliz Dili ve Edebiyatı okurken tutuklanan Tonguç Ok içeride İngilizcesini geliştirmekle kalmadı, Kürtçe, İtalyanca ve İspanyolca da öğrenerek bu dillerden çeviriler yaptı. Türkçeye ve Kürtçeye önemli eserler kazandırdı. Türkiye Yayıncılar Birliği 2014 yılında Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Ödülü’nü ona verdi.
Mektupla ulaştırdığım sorulara yanıtları da mektupla olmuştu, ilk soruyu ve yanıtını burada okurun ilgisine sunuyorum:
–Bir çevirmen olarak karşılaştığın zorluklar nelerdir? Hapishanede olmanın getirdiği zorluklardan bahseder misin? Dışardaki çevirmenler blogları, interaktif sözlükleri kullanarak bir sözcük hakkında çok fazla insanın fikrini öğrenme olanağına sahipler. Bilgiye daha çabuk ve kolay ulaşabiliyorlar. Senin orada durum nasıl, karşılaştığın zorlukları nasıl aşıyorsun, başvuru kaynakların sözlüklerle mi sınırlı?
-İçeride olmanın çeviri açısından avantajları da var dezavantajları da. Çeviri kelimenin gerçek anlamııyla emek-yoğun bir iş. Zaman da istiyor. Hapishanede zaman bol. Yolumun üzerinde geçerken uğrayacağım bir kütüphane olmasını isterdim. İnternet de işleri kolaylaştırıyordur mutlaka. Fakat bence en büyük sıkıntı genel anlamda hayatın dışında olmak. Dil hayat demektir. Minübüste, vapurda hiç tanımadığım birileriyle sohbet ederken öğreneceklerimden yoksunum örneğin.
Şimdiki zamana telif soruları

Tonguç Ok’la bir daha röportaj yapabilir miyim bunu zaman gösterecek ama yapacak olursam ilk sorum bu olmazdı, “Gündelik masraflarınızı karşılamakta zorlanıyor musunuz?” diye sorardım. Öyle ya yaklaşık 30 yıldır tutsak bir insanın gelir durumu da iyi olmasa gerek.
Tonguç Ok gibi bir çevirmen, ancak ve ancak çevirilerilerinden gelen telifle ayakta kalabilir ve gündelik hayatını sürdürebilir, değilse ailesinden geleceklere mecbur bir hapislik yaşamak zorunda kalacak.
Çeviri ve telif eserleri Kor Kitap’tan yayınlanan Tonguç Ok’un dava arkadaşı Necip Baysal da aynı yayınevine editörlük yapıyor. İlk bakışta iki arkadaşın editörlük yaptığı ve içerideki gündelik hayatı çevirmek için öz güçlerine bağlı yaşadıkları gerçeği çıkıyor insanın karşısına ama işin aslı öyle değil. Kor Kitap geçen gün X hesabından yaptığı açıklamada vahim durumu şöyle dile getirdi:
“Cezaevinde bulunan çevirmenimiz, yazarımız ve editörümüz Tonguç Ok ve Necip Baysal’a yaptıkları çalışmalar karşılığı yayınevimiz tarafından telif ödemesi yapılmakta, telif ödemesi olarak gönderilen bu paralarla arkadaşlarımız cezaevi kantininden alışveriş yapmaktadır.
Fakat bugün bu ödemelerle yapılan alışverişler ‘terör faaliyetinin’ dayanağı haline getirilmektedir. Ödemeleri gerçekleştiren yayınevi temsilcimiz hakkında soruşturma açılarak dört günlük gözaltı işleminin ardından ev hapsi kararı verilmiştir.”
Şubeden eve sorular
Peki ne yapsaydı Kor Kitap, yazardan gelen kitabı, editörden gelen dosyayı, çevirmenden gelen çalışmayı yayımlayıp üstüne mi yatsaydı? Telifini ödemese miydi yani? Telif ödemek suç mu?
Ödenmemiş telifleri için içerideki siyasi tutsaklar mahkemeye başvurduklarında, ilgili mahkeme ya da bilirkişi ne diyecek bunlara? Davanın kazanılması sonucu yayınevine icraya mı gidecek yoksa zaten içeride olan bir kişinin telif almamasına mı hüküm verecek?
Üreten, yazan, çizen, çeviren bir insanın telif almasından daha doğal ne olabilir?
Benim kitaplarım da bu yayınevi bünyesinde yayımlanıyor ve ben de bu yayınevinden çıkan kitapların bir kısmına editörlük yapıyorum. Benim de telif almam pek hoş karşılanmıyor olsa gerek. Ödemeleri gerçekleştirdiği için göz altına alınıp dört gün tutulan ve sonra ev hapsi verilen yayınevi temsilcisi bana da onlarca defa telif gönderdi. Bazen gereğinden fazla telif alıp onları kısım kısım geri ödedim.
Kültür Bakanlığı bürokratlarıyla çeşitli defalar toplantılara katıldım, yüzlerce yayıncının yer aldığı 6. Yayın Kongresi’de, 2018 yılında Afyon’da TYS’yi temsil ettim. Bakanlık çağırınca lüks otellerde konaklıyorum da yazdıklarımdan telif alınca hesap vermem mi gerekiyor?
Yayınevinden yüzlerce kitap ulaştı okura. Ajanslara, kâğıtçılara, matbaacılara, nakliyecilere, fuarlara, lokantalara, marketlere, kitapçılara ne bileyim efendim iş gereği muhatap olduğu bütün kurumlara para ödedi bu yayınevinin temsilcisi, Vergi Dairesi hariç değil. Velev ki bir kağıtçı geçmişte bir nedenle içeride yatıp çıkmış olsun, yayınevi ile arasındaki ticari faaliyet, satın alma ve ödeme ‘terör faaliyeti’ mi sayılacak?
Kitabı yayımlanan onca insan ‘terör faaliyetine iltisak etmek‘ten göz altına mı alanıcak peki?
Hapiste olan yazarların yerine bir grup yazarın kalem çekip imza attığı çok olmuştur. Taksim’deki Mefisto’da rahmetli Mıgırdiç Margosyan kirvemle Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın kitaplarını imzalamışlığımız vardır mesela.
Birçok yayıncı içeriden gelen mektuplara yanıt veriyor ve ücret talep etmeden kitap gönderiyor. Birçok yazar ve şair içerideki insanlarla mektuplaşıyor, kitaplarını imzalayıp gönderiyor ya da içeridekinden imzalı kitap alıyor.
Bu memlekette yazıp çizen, çalıp çığıran insanların neredeyse tamamı hapis gördü, neredeyse tamamı karakolluk oldu, şubede aylar geçirenler oldu… İçeride kaç yazar ya da şair var diye sormayacağım çünkü “Onlar kitap yazdıkları için değil terörist oldukları için içerideler” denileceğini artık hepimiz biliyoruz..
Birçok yayıncının kadrosunda hapishanede yazmayı sürdüren şair ve yazar var. Onlara telif vermeyecekler mi yani? İçeride yazan insanlar telif almasın mı?
Kaldı ki bu insanların para harcayacakları tek yer hapishane kantini. Yani gene devletin kasasına gidiyor para. Telifle kazandığı paranın gelir vergisini de ödüyor hapisteki, vergi dairesi bir suça ortak olmuyor bu durumda. Cezaevi kantini de suç işlemiş sayılmıyor… Bu doğallık bize aykırı geliyor o ayrı mesele.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
Türkiye Yayıncılar Birliği de konuya taraf oldu ve yaptığı açıklamada şöyle dedi:
“Telif hakları hem ulusal mevzuatımızda hem ülkemizin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla korunmaktadır ve telif ödemeleri yasal ödemelerdir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında, bir eserin mülkiyeti ve telif hakları o eserin sahibine aittir ve eser sahibi emeğinin karşılığını alma hakkına sahiptir. Eser sahibinin konumundan bağımsız olarak telif ödemeleri yapılır. Bu ödemelerin banka veya resmi kanallar üzerinden yapılması, işlemin şeffaf ve kayıtlı olduğunu gösterir.
Cezaevi kantinlerinden yapılan alışverişler gözetim ve kontrol altındadır. Kantin alışverişlerinde herhangi bir terör finansmanı söz konusu olamaz. Cezaevi idaresinin denetimi altındaki kantin harcamalarının bir suç dayanağı olarak sunulması, hukuki belirlilik ilkesine aykırıdır. Devletin kendi kontrol mekanizması içinde gerçekleşen bir harcamanın ‘terör faaliyeti’ olarak nitelendirilmesinin mantığını anlamak ayrıca zordur.”
Memlekette düşünce ve ifade özgürlüğü diye bir şey var, ne işe yaradığını sadece yönetenler biliyor.