Ev teknolojilerinde yeni dönem: Suyu yeniden kullanmaya yönelik çözümler ürün tasarımına taşınıyor

Koç logo with the text '100 katkılarıyla', indicating Koç's 100 contributions.

Daha kısa duş almak, musluğu iyice kapatmak, çamaşır ve bulaşık makinesini tam doldurmak… Evde su tasarrufu deyince sorumluluk çoğunlukla kullanıcıya yükleniyor. Oysa evde her gün farkına varmadan ne kadar su tükettiğimizi kullandığımız ürünlerin tasarımı da belirliyor. Yeni nesil teknolojilerde aynı işi daha az suyla yapmanın yolları aranıyor.

Evde suyu tasarruflu kullanmak isteyen birine ne yapması gerektiğini sorsak yanıtları aşağı yukarı tahmin edebiliriz: Dişlerini fırçalarken musluğu kapat, duşta fazla kalma, sebzeleri akan suyun altında yıkama, çamaşır ve bulaşık makinesini tam doldurmadan çalıştırma…

Bunların hepsi önemli ancak evdeki su tüketimini yalnızca davranışlarımız belirlemiyor. Bazen bir düğmeye basıyoruz ve gerisini makineye bırakıyoruz. O andan sonra ne kadar su kullanılacağına, suyun hangi aşamada sisteme gireceğine, ne kadarının tahliye edileceğine ya da yeniden kullanılıp kullanılamayacağına ürünün teknolojisi karar veriyor.

Bu da su tasarrufuna başka bir yerden bakmayı gerektiriyor: Aynı işi yapmak için gerçekten ne kadar suya ihtiyacımız var?

30 litreden 10 litreye

Bulaşık makinelerinin son yıllardaki dönüşümü bu sorunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Avrupa Komisyonu’nun hesaplamalarına göre 1990’da satılan ortalama bir bulaşık makinesi bir döngüde yaklaşık 30 litre su tüketiyordu. Ecodesign ve enerji etiketleme düzenlemelerinin etkisiyle 2020’de bu miktar yaklaşık 10 litreye geriledi. Komisyon 2020’de döngü başına su tüketiminin bu düzenlemelerin olmadığı senaryoya kıyasla yüzde 58 daha düşük olduğunu hesaplıyor. (1)

Üstelik verimli bir bulaşık makinesi ile elde yıkama arasındaki fark da düşündüğümüzden büyük olabiliyor. Avrupa Komisyonu’na göre yaklaşık 15 kişilik sofra düzenine kadar bulaşığı elde yıkamak 20 litre civarında su gerektirirken verimli bir bulaşık makinesiyle yaklaşık 9 litreyle yapılabiliyor. (2)

Yani teknoloji yalnızca hayatımızı kolaylaştırmıyor, gündelik bir işin kaynak ihtiyacını da olumlu yönde değiştirebiliyor.

Fakat buradaki önemli ayrıntı, her ürünün aynı miktarda su tüketmemesi.

Yeni Avrupa Birliği (AB) enerji etiketlerinde bulaşık makinelerinin Eco programında bir döngüde kullandığı su miktarı da tüketiciye açık biçimde gösteriliyor. Avrupa Ürün Enerji Etiketleme Veri Tabanı EPREL’de ürünleri enerji sınıfının yanında, su tüketimine göre karşılaştırmak da mümkün.

Dolayısıyla bir beyaz eşya satın alırken artık yalnızca fiyatına, kapasitesine ya da enerji sınıfına değil bir yıkamada kaç litre su kullandığına da bakılabiliyor.

Tasarrufun bir sonraki adımı suyu ikinci kez kullanmak mı?

Döngüsel su yönetiminde endüstride gördüğümüz ‘Kullan, geri kazan, yeniden kullan’ yaklaşımı giderek ürün tasarımında da karşımıza çıkıyor.

Örneğin bir bulaşık makinesinde, yıkama tamamlanırken son durulama aşamasında kullanılan suyu doğrudan tahliye etmek yerine yeniden değerlendirmek mümkün mü? Yanıt: Evet.

Yeni nesil teknolojiler, son durulama aşamasındaki temiz suyu saklayarak bir sonraki yıkama döngüsünde yeniden kullanabiliyor. Böylece aynı su, görevini tamamladıktan sonra sistemden hemen çıkmak yerine bir kez daha değerlendiriliyor.

Koç Topluluğu şirketlerinden Beko’nun Türkiye’deki bulaşık makinesi gamında Spray360, globalde ise PowerIntense adıyla sunduğu pervane teknolojisi, yıkama başına su tüketimini azaltan çözümlerden biri. Bu teknolojinin yer aldığı iki sepetli modellerde su tüketimi, karşılaştırılan mevcut modellere göre 9,5 litreden 8,5 litreye; üç sepetli modellerde ise 9,9 litreden 8,9 litreye düşüyor.

Yıkama başına sağlanan 1 litrelik tasarruf, kullanım sıklığı ve bu ürünleri kullanan hane sayısıyla birlikte değerlendirildiğinde daha geniş bir etki yaratabiliyor. (3)

Birkaç litrelik fark neden önemli?

Evde kullanılan bir ürünün çevresel etkisini değerlendirirken yalnızca tek bir kullanıma bakmak yanıltıcı olabiliyor. Çünkü bulaşık makinesini yıllar boyunca yüzlerce hatta binlerce kez çalıştırıyoruz.

Örneğin, bir makine haftada beş kez çalıştırılırsa yılda yaklaşık 260 yıkama yapar. Her yıkamada 1 litre daha az su kullanılması teorik olarak yılda yaklaşık 260 litre suya karşılık gelir. Bu hesap yalnızca tasarruf miktarının kullanım sıklığıyla nasıl ölçeklenebileceğini göstermek için yapılan basit bir örnek. Gerçek tüketim elbette modele, programa ve kullanım alışkanlıklarına göre değişebilir.

Bunu milyonlarca haneye taşıdığımızda ise ürün tasarımındaki birkaç litrelik farkların neden önemli olduğu daha net anlaşılıyor.

Avrupa Komisyonu’nun tahminleri de ürün verimliliğinin toplu etkisini gösteriyor. Ecodesign ve enerji etiketleme önlemlerinin bulaşık makinelerinde 2020 yılında AB genelinde yaklaşık 295 milyon metreküp su tasarrufu sağladığı hesaplanıyor. Bu miktarın 2030’da yıllık 421 milyon metreküpe ulaşması öngörülüyor. Komisyonun hesaplamasına göre bu, 2030’da ortalama bir hane için yılda yaklaşık 2 bin litre su tasarrufu anlamına geliyor. (4)

Tek bir evde küçük görünen verimlilik kazanımı, milyonlarca ürün ve yıllarca süren kullanım söz konusu olduğunda bambaşka bir ölçeğe ulaşabiliyor.

Teknoloji davranışın yerine geçmiyor

Burada yine de önemli bir parantez açmak gerekiyor. Daha verimli bir ürün kullanmak, nasıl kullandığımızın önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.

Avrupa Komisyonu, bulaşık makinelerinde su ve enerji tüketimini azaltmak için Eco programının kullanılmasını, makinenin tam doluyken çalıştırılmasını ve bulaşıkların makineye yerleştirilmeden önce akan su altında durulanmamasını öneriyor.

Yani en verimli senaryoya daha az kaynak kullanan ürün ve doğru kullanım alışkanlığı birleştiğinde ulaşıyoruz.

Bu ayrım önemli çünkü teknolojik verimlilik bazen kullanıcıda ‘Nasıl olsa tasarruflu’ düşüncesiyle daha fazla tüketme eğilimi de yaratabilir. Dolayısıyla yeni nesil ürünlerin sunduğu tasarruf potansiyeli, bilinçli kullanımla birleştiğinde anlam kazanıyor.

Evde su tasarrufunun görünmeyen tarafı

Su krizinin ölçeği düşünüldüğünde evde birkaç litre su tasarruf etmenin dünyadaki su sorununu tek başına çözmeyeceği açık. Zaten çözümün bütün yükünü bireysel davranışlara bırakmak da gerçekçi değil.

Tarımın kullandığı sudan sanayideki proseslere, kentlerin altyapısından havza yönetimine kadar çok daha büyük bir sistemden söz ediyoruz.

Ancak bu, evde kullanılan suyun önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, milyonlarca insanın her gün kullandığı ürünlerde verimliliği ürünün tasarımına yerleştirmek, bireysel tercihi sistematik bir tasarrufa dönüştürmenin yollarından biri.

Belki de yeni nesil ev teknolojilerinin su meselesine en önemli katkısı burada yatıyor. Suyu daha verimli kullanmak için her seferinde kullanıcının doğru kararı vermesini beklemek yerine, doğru kararı ürünün kendisine de öğretebilmek. Çünkü geleceğin su tasarrufu,
kullandığımız teknolojilerin o suyla ne yaptığıyla da belirlenecek.

Kaynakça:

1-Avrupa Komisyonu, Energy Efficient Products – Dishwashers, “Consumers > Facts & Figures > How efficient?” bölümü. Kaynak (Erişim: 26 Ekim 2026)

2-Avrupa Komisyonu, Energy Efficient Products – Dishwashers, “Energy Label” bölümü. Kaynak (Erişim: 26 Ekim 2026).

3- PowerIntense Spray teknolojisine sahip model ile bu teknolojiye sahip olmayan modelin EN 60436:2025 standardına göre ölçülen ve 2019/2017/EU mevzuatına göre deklare edilen su tüketimlerinin karşılaştırmasına dayanmaktadır.

4- Avrupa Komisyonu, Energy Efficient Products – Dishwashers, “Consumers > Facts & Figures > Energy and Water Savings” bölümü. Kaynak (Erişim: 26 Ekim 2026).