Seçimin galibi Erdoğan’ın arzu ettiği sonucu elde ettiğini söylemek zor. 30 Mart’ın üzerine neredeyse hiç ekleme yapamadı. Üç milyona yaklaşan yurtdışı seçmenlerin katılımıyla yapmayı umduğu patlama gerçekleşmedi. 2010 referandumunda 49 milyon seçmen varken 22 milyonun desteğini almıştı. Şimdi 55 milyon seçmenden 20,5 milyon oy çıkardı. Kontrolündeki medya ve anket şirketlerinin beklentiyi yükseltmesinin psikolojik kaybını yaşadı. Yüzde 60’ları bile az gören taraftarları yüzde 51 buçuğa razı oldu.
Hukuki ve ahlaki olmamasına rağmen bütün devlet imkânlarını kullandı. Halkın vergileriyle yaşayan TRT’nin ‘bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul’ paylaşımıyla verdiği desteği arkasına aldı. Devlet ihaleleriyle kurduğu medya imparatorluğu müthiş algı operasyonları gerçekleştirdi. Sonuçta alınan 51 buçuk, partiyi dizaynda ve Köşk’teki planlarında elini rahatlatmadı.
55 ve üstü sonuçlar baskın bir genel seçimi ve baştan ayağa dizayn imkanını Erdoğan’a sunabilirdi. Ancak ucu ucuna sayılabilecek sonuç Abdullah Gül adını kolayca taca atamayacağının mesajını verdi. Köşk’te rahat oturabilmek için gücünü koruyan AK Parti’ye ihtiyacı var. Bir emanetçinin bunu sağlaması bu sonuçla imkân dâhilinde durmuyor.