Hayatımızın önemli bir bölümünü para kazanmak için harcıyoruz.
Ancak büyük emeklerle kazandığımız parayı değerlendirme aşamasına geldiğimizde, bazen aynı özeni göstermiyoruz.
Herkes yatırımcı, peki herkes neye yatırım yaptığını biliyor mu?
Son yıllarda finansal piyasalara erişim hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Bir cep telefonuyla hisse senedi, yatırım fonu, altın veya kripto varlık satın almak mümkün. Ancak yatırım araçlarına ulaşmanın kolaylaşması, finansal bilginin de aynı hızda geliştiği anlamına gelmiyor. Bugün piyasalarda en sık karşılaştığımız sorunlardan biri, yatırım kararlarının bilgi yerine beklentilere, analiz yerine söylentilere dayanmasıdır.
Toplumumuzda ekonomik başarı çoğu zaman ne kadar para kazanıldığıyla ölçülüyor. Oysa gerçek finansal başarı, kazanılan paranın ne kadarının korunabildiği ve zaman içerisinde nasıl büyütülebildiğiyle ilgilidir.
Bir yatırımcının bir yılda yüzde 50 kazanıp ertesi yıl yüzde 50 kaybettiğini düşünelim. İlk bakışta kazanç ve kayıp oranları birbirini dengeliyor gibi görünür. Ancak 100 liralık sermaye önce 150 liraya yükselir, ardından 75 liraya geriler.
Sonuçta yatırımcı başlangıç sermayesinin dörtte birini kaybetmiştir. Bu basit örnek, finansal piyasalarda neden yalnızca getiriye değil, riske de odaklanılması gerektiğini açıkça gösteriyor. Unutulmamalıdır ki yüzde 50 kaybedilen bir yatırımın başlangıç değerine dönebilmesi için yüzde 100 kazanması gerekir.
Bu nedenle başarılı yatırımcının ilk sorusu “Ne kadar kazanabilirim?” değil, “Ne kadar kaybedebilirim?” olmalıdır.