Cumhuriyeti kuranlar ‘Halkın geri olduğunu, bu halkla serbest seçimlerin yapılamayacağını’ temel argüman olarak ileri sürdüler. Oysa sorunun kökü başka bir yerdeydi ve bu kök üzerinde yükseldiği toplumsal temele dokundurmamak için oldukça dirençliydi. Cumhuriyetin iki yönetici sınıfı burjuvazi ve toprak ağaları ve beyleri idi.
Burjuvazi zayıftı ama ordu ve bürokrasi onların egemenliğindeydi ve Kurtuluş Savaşı’nı kazanmak gibi bir prestije sahipti. Toprak ağaları ev beyleri ise feodal, yarı-feodal ilişkilerin temsilcileri idi ve üzerinde egemenliklerinin yükseldiği toprak rejimine dokundurmama konusunda kararlı idiler. Kul, vatandaş olmuş ama toprak ağasına bağlılık ve marabalık devam etmiş, genel olarak sürü muamelesi görmekten kurtulamamıştı.
Bütün bunlar bizi ‘Madem cumhuriyet bu kadar kötü, cumhuriyetten, cumhuriyet amacından vaz mı geçelim’ sorusunu yanıtlamaya götürüyor. Biz elbette cumhuriyetten vazgeçmeyeceğiz. Ama cumhuriyete farklı bir içerik kazandıracağız. Bu cumhuriyette burjuvazi ve ağalar, beyler, aşiretler, tarikatlar egemen olmayacak.
Biz halkın egemen olduğu, köklü bir demokrasinin kurulduğu, bu toprak üzerinde yaşayan ulusların eşit haklara sahip olduğu, her ulustan, dinden, mezhepten işçi sınıfının ve emekçi halkın hiçbir ulusal topluluğa, hiçbir dine mezhebe imtiyaz tanımadığı bir cumhuriyet istiyoruz. Bugün cumhuriyet için mücadele edilecekse, o cumhuriyet işte böyle bir cumhuriyet olmak zorundadır.
Eğer bugün cumhuriyet için göz yaşı dökenler gerçekten demokratik ve laik bir cumhuriyet istiyorlarsa onların yeri de böyle bir cumhuriyet için mücadeledir.