Yalın bir soru: Baas rejiminin zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan Suriyelilere sınır kapılarında pasaport soruldu mu? Cevabı Ankara değil, Suriye sınırındaki kapılarda göçü izleyen gazeteciler ağız birliği ile veriyorlar: Hayır. Hiç! Bir yalın soru daha: IŞİD katillerinden kaçıp Türkiye’ye sığınmak isteyen Ezidilere sınır kapılarında pasaport soruluyor mu? Cevabı Ankara filan değil, sınır kapılarında göçü izleyen gazeteciler ağız birliği ile veriyorlar: Hem de nasıl! Pasaportsuz geçiş mümkün değil. En yalın soru: Peki neden?
Ezidiler kimilerine göre Zerdüşt dininin günümüzdeki temsilcileri. En azından Ezidilik, Zerdüşt dininden çok güçlü izler taşıyor.
Zerdüşt dini için hatırlarsınız, “büyük Türk büyüklerinin en büyüğü” Recep Tayyip Erdoğan, 2011 Ekim’inde başörtüsü yasağının tümüyle kaldırılmasına ilişkin önerge veren BDP’lilere öfkelenmiş, onlar için yüzüne derin bir tiksinti ifadesi de yerleştirerek “Bunlar Zerdüşt dininden be, Zerdüşt dininden… Onların böyle bir dertleri olabilir mi?” diye kükremişti.
Acaba cevap, Ahmet Davutoğlu’nun IŞİD için cihatçı çete, terör örgütü gibi doğru ve fazlasıyla hak edilmiş nitelemeleri ağzına almaktan ısrar kaçınıp buna karşılık IŞİD olgusunu “Irak’ta Sünniler üstündeki ağır baskılar ve haksızlıklar IŞİD’i doğurdu” gibi belirgin bir “aklama ve haklı bulma” tınısı taşıyan cümlelerinde yatıyor olabilir mi? Daha kestirmesi: Mezhep kardeşliği bu kadar ilkel bir tutuma ebelik edebilir, dış politikada belirleyici bir etken olabilir mi? Anlaşılan edebilirmiş de, olabilirmiş de…